Uzaylıların varlığı kim bilir nicedir tartışılır. Kimi "olmaz öyle şey" der, kimi benim gibi "ben görmedim ama ola da bilir" der, kimisi de öyle büyük bir tutkuyla bağlıdır ki bu konuya "kesin olarak var" der.
Hemen yarın bir uzay gemisi inse Dünyaya, beklediğimiz gibi ya da değil, önemi yok, uzaylılar dediğimiz güruh da beklediğimiz gibi ya da değil önemi yok, "olmaz öyle şey" diyenler "Allahım cennetine kavuştur", benim gibiler "olabilir demiştik ama yani bu nasıl üçgen mi oluyo şimdi sizin kafa hafız?", olaya tutkuyla bağlı, hayatını buna adamış adamlar ise "Çok şükür yahu, nerede kaldınız köftehorlar?!" der.
Bütün bu şike, hile, hurda davaları ile ilgili biz Anadolu takımı taraftarları üçüncü sınıfta yer alıyoruz. Ben kendimi bildim bileli 3 İstanbul takımının her türlü hileye başvurmuş olduğunu düşünüyorum ki bunu düşünmek için de malumunuz çok zeki olmaya, çok iyi futbol bilmeye falan gerek yok. Yıllardır futbol anlamında ezildiğimi, hor görüldüğümü, yok sayıldığımı hissettiğim bir ortamda farklı birşey düşünmem zaten beklenemezdi.
Ama Anadolu takımlarının taraftarları için daha beter durumlar da var mutlaka. Kahraman bakkal, süper markete karşı geyiği gibi sanki. Marketlerin satışı azalır, en fazla karı düşer, en olmadı kapatıp başka yerde açarlar, kazanmaya devam ederler. Bakkal öyle midir peki? Veresiye defterini bir ay tahsil edemese kendi yazdırdığı veresiyeler patlar elinde. Daha beteri bu ikinci aya sarktığında tabela sallanmaya başlamıştır bile ve kaçınılmaz son olarak iflas bayrağı çekiliverir, sessiz sedasız. Mahalleli en fazla bir kaç yüz metre daha yürümek zorunda kalır o kadar.
Başarıyla paralel olmayan şekilde takım tutmanın en zor yanı aslında hiç de bu bahsettiklerim değil. En zor yanı yeri geldiğinde tutunacak bir dalın kalmamış olması. Hayat sağlı sollu ataklarla bunaltırken hiç değilse bir yerden gülüyoruz demek ister insan bazen ama bir de bakar ki umudu olacak o kapının arkası bomboş.
Birden fazla acıyı aynı bünyede eritmek mümkündür ama günümüzde hiçbirimizin buna tahammülü yok. Sadece bir kuşak öncesi askerden gelenin, iş bulanın, evlenenin, çocuğu olanın mutlu olduğu bir topluluk iken bugün.....evet askerden gelmek yine bir mutluluk nedeni çünkü o konuyu 3 kuşaktır çözebilmiş değiliz, iş bulmak;mutluluk nedeni olmaktan çok uzak sadece mutsuzluğun şeklini değiştiriyor o kadar, evlenmek;artık layığını yapmak hem maddi hem sosyal olarak çok zor velev ki yaptın, işten kaynaklanan mutsuzluk daha dominant, kanser gibi, eninde sonunda evliliğini de etkileyecek, çocuk;dünyaya gelen büyür mantığı özensiz bir ebeveyn damgası yemek için yeterli. En güzel eğitimi verip, en güzel okula gitmesini sağlayıp, en güzel işi buldurup, eh olmuşken bir ev bir araba sağlanabilse iyi olur...evet sonu yok. Sonuç olarak ne kendinize yaranabilirsiniz ne de çocuğunuza çünkü devir kişisel yükselme devri, birşeyle yetinmek güçsüzlük, acizlik göstergesi, hep daha fazlası gerek. Nereye kadar? Kim bilir?
Sonuçta aksini söyleyenin sadece kendisini kandırmış olacağı bir şekilde mutsuzluğa programlanmış yarı-robotlar haline gelmeyi başarmış durumdayız. Hiç bir konuda tatmin olamadığımızdan, aklımız hep başkalarının maddi-manevi başarıları/başarısızlıkları üzerindeyken çok limitli bir şekilde aktif olabildiğimiz bir konuda tatmin arıyoruz.
Yakın zamanda kendimle ilgili övünebileceğim tek konu Galatasaray'ı 5-2 yenmiş olmamız. Bu kadar golden birini ben atmış olmalıyım, çok gol olduğu için de unutmuş olmalıyım ama maalesef pasif övünücüyüm, sadece TV'den izlediğim bir maç hala hatırladığımda kendimi iyi hissetmemi sağlayabiliyor. Halbuki askerden döndüğümde bu kadar mutlu değildim, son işime girdiğimde tribünlere koştuğumu hatırlamıyorum, evlendiğim gün Inzaghi gibi delirsem kayın babam bir "ne yaptık biz?!" bakışı atabilir, Balotelli gibi de durulmaz, hanım bozulur.
Sonuçta çoğumuzun hayatı türlü sürprizler, türlü güzellikler barındıran beyaz Türk hayatlarından değil. Aslında hiç de lüzumu olmayan şeyleri ihtiyacımız hatta zaruret kabul edip ulaşamadığımızda üzüntülere gark oluyoruz. Murat Menteş "Atomu elimle parçalayamam, Allah büyüktür elbet bir kapı açar" diyor, açıyor ama ya görmüyor ya da karşımıza çıkanı beğenmiyoruz çünkü programımız bir yerine iki istiyor, yetinmemeye mahkumuz.
Hal böyle olunca ahval ve şeraitin hakim olduğu hayatımızda kendi başımıza ulaşmamızı mümkün görmediğimiz sevinçleri aslında en pasif olduğumuz yerlerde hatta çok uzaklarda arıyoruz. Galatasaray'ın şampiyonluğunun İskenderun'da deliler gibi kutlanmasının nedeni bu. Biz yapamıyoruz, yapılmışı var, konuveriyoruz üstüne, kimse de sen gelme demiyor. Belki de büyük alim Mevlana bugünleri gördü de söyledi "Kim olursan ol, gel" diye.
İstanbul dışındaki İstanbul takımı taraftarlarına eskisi kadar tepkili değilim artık. Hayat bazen o kadar zor bir hal alıyor ki tutunacak en küçük dal bedava terapi haline geliyor. Muhtemelen yaş almanın etkileri, adım gibi eminim kimsenin hayatı benimkinden daha kolay değil. Empati denen şeyi yaşla birlikte hediye ediyorlarmış meğer.
Hatta diyeceğim o ki azınlığın zaferi azlığından mütevellit çok daha anlamlı çok daha unutulmaz olsa da fazla takılmamak lazım. Ben yandım siz yanmayın. Başarıya en yakın olanın yanında olun, hiç değilse bir konuda başarmış gibi hissedin, mutlu olun yahu insan daha ne ister?
24 Haziran 2012
Gece Vakti Empatiyorum
01 Mayıs 2012
Bir Çift Laf-ü Güzaf
İnsanoğlunun nankör bir varlık olduğu kanıtlanalı milyon yıl olmuştur muhtemelen. Öyle olmasaydı Sezar "Sen de mi Brütüs?" demezdi. Lawrence gibi ajanlar türemez, Figo Real'e gitmez, siyasiler parti değiştirmezdi, Bülent Uygun ve Bülent Ersoy'u daha söylemedim bile.
Son iki -hatta üç- sezonu Kocaelispor için üzülerek geçiren bir grup var. Aslında son bir sene bu grubun sesi kesildi çünkü sonunda umutları tükenmeyi başardı ve bizler de kurtulduk. Sağda solda bir şekilde karşıma çıkan bu grubun temsilcileri Kocaelispor'un sahipsiz kaldığından, eski yöneticilerin kulübe yadigar bir dolu borç bıraktığından, Belediye Başkanı'nın Kocaelispor yerine yağlı güreş ile ilgilendiğinden bahsediyorlar.
Bu bilinçsiz gruba karşı olan sözlerime ilk olarak Belediye Başkanımız ile başlamak isterim. Bir kere yağlı güreş Ata sporumuzdur. Siz daha önce yapmadıysanız bu sizin daha doğrusu sizi yetiştirememiş ailenizin ayıbıdır. Biz henüz ilkokuldayken mahallede yağlı güreş turnuvaları düzenlerdik. Şimdi bina dikilmiş olan Devlet Hastanesi'nin bahçesinde beton üzerinde güreşerek eda ettik Ata sporumuzu, hastanenin dibimizde olması da nice yiğidin telef olmasını önledi tabii ki, yalan yok.
Üstelik başkanımız Milliyet gazetesi tarafından 2010 yılında "Yılın Spor Adamı" seçilmiştir ve Kocaelispor'a -pardon- Kocaeli sporuna olan katkıları sadece yağlı güreş ile sınırlı değildir. Amatör sporlara çok acayip destek vermiştir. Bu yüzdendir ki Kocaeli tüm spor dallarında amatörlük seviyesinin üstüne çıkamamıştır ama zaten profesyonel spor dalları vahşidir ve taraftar kisvesi altındaki vahşet meraklıları birbirlerine su şişeleri fırlatmaktadırlar halbuki hiç bir Judo müsabakasında taraftarlar birbirlerine su şişesi fırlatmamıştır. Okçuluk denilen spor dalında okçular oklarını birbirlerine atmazlar, yapılan eskrim salonundaki 4 eskrimci, eskrimlerini yaptıktan sonra okey oynama imkanına da sahiptir. Bunları görmezden geliyor olmanız sizin nankör olduğunuzun en güzel kanıtıdır aslında ama daha bitmedi.
Kulübe bir araba borç bırakan eski yöneticileri eleştirmeden önce eski güzel günleri hatırlamanızı tavsiye ederim. Her gelen başkan bir öncekinin üstüne borç eklemişse bu onların suçu değildir. Hepimiz daha önceden gördüklerimizi taklit ederiz. Onca başarıya borca girmeden ulaşacak halleri yoktu herhalde değil mi? Bu borçlar ileride nasıl kapanacak diye düşünmek de ekonomistlerin işidir, başkanın değil. Başkanlar puro ve viski içerler.
Bitti mi? Bitmedi. Son medar-ı iftiharımız Derince Belediyespor'un da 3.Lige çıkmasıyla Kocaeli il sınırlarındaki profesyonel kulüpler Kocaelispor, Körfez Feka, Gebzespor, Darıca GB ve Gölcükspor ile 6 adete ulaştı. Hangi şehrin bu kadar çok profesyonel kulübü varmış? 3.Ligi domine ettik resmen, bu başarı tesadüf değildir, planlı bir çalışmanın ürünüdür.
Tüm bunların ışığında bundan sonra vay efendim kimse Kocaelispor'a sahip çıkmıyor, vay efendim siyasi erk zaten oy için yardım ederdi, oy potansiyeli görmeyince sattılar, vay efendim bütün şehir takımlarına yardım ediliyormuş da Kocaelispor'a edilmiyormuş, vay efendim büyük(!) takımlara herşey serbestmiş Kocaelispor olunca belden aşağı vurmak serbestmiş gibi mesnetsiz laflar edenleri önce Allah çarpar, sonra da karşılarında beni bulurlar, benden söylemesi.
Koca koca adamlar tutturmuşsunuz bir Kocaelispor gidiyorsunuz. Takım mı yok arkadaşım? İstanbul bir saat uzağınızda, üç tane güzide kulüp var, seç beğen al. Türkiye'ye mal olmuş kulüpler bunlar, onu da mı ben söyleyeyim??
Berber
Genci-yaşlısı, akıllısı-delisi, yeteneklisi-yeteneksizi, konuşmayı seveni-sevmeyeni, değdireni-değdirmeyeni ve siz ne derseniz deyin saçınızın son şekline daima berber karar verir.
Derdinizi anlatmak için beyhude çabalamayın, kendinizi -dirseğinizde dahil olmak üzere- zevk sahibi birine emanet edin, olup olacağı bu zaten, emanet etmek.
Foto
24 Şubat 2012
İstedim Vermediler Körfezlisin Dediler!
Son zamanlarda haddinden fazla popüler hale gelen ve romantik
duygularımızı tırım tırım kaşıyan 90'lar nostaljisinin biz
Kocaelisporlular için çok daha büyük anlamları var. En iyi zamanlarını
1.Lig'e tekrar çıktığı 1992 ile o üzücü depremin yaşandığı 1999 yılları
arasında yaşayan bir kulübün taraftarları için zaten başka bir ihtimal
düşünülemezdi.
Bugünlerde pek iyi anmıyor olsak da dönemin başkanı
Sefa Sirmen'in belediyenin adını adeta "Kocaelispor Büyükşehir
Belediyesi" haline getirdiği o yıllar, büyüklere kafa tuttuğumuz günleri
ile ayrı, kupaları ile ayrı, Avrupa maceraları ile ayrı, Türkiye
çapında bıraktığımız etki ile ayrı ve tabii ki yapılabilen ve
yapılamayan transferleri ile ayrı güzellikler ihtiva ediyor. Yapılanları
zaten o dönemi yaşayanlar biliyor, bir de ulusal medyaya yansımış ama
şu veya bu nedenlerden dolayı yapılamamış, bir kısmı gerçeklik payı olan
bir kısmı ise Fotomaç'ın "Ronaldinho ve Kaka geliyor!" haberleri
tadından öteye geçemeyen bu hayal transferlere bakalım, herşeye rağmen
Kocaelisporlu olmanın güzelliğini bir de bu yönüyle yaşayalım.
Çatapattan bombaya doğru geri sayım;
10 - Ali Eren
Bahsettiğimiz
dönem aralığında olmayan ama olabilse faydasını görebileceğimiz
transferlerden ilki Ali Eren. Tarih 15.08.2001. Bu olaydan yıllar sonra
savunma hattı için Beşiktaş'tan yolu geçmiş bir başka oyuncuyu, Erman
Güraçar'ı transfer edecek olan Kocaelispor, Ali Eren için de bir olta
sallıyor ama tutmuyor.
Aylarca Kocaelispor ile Beşiktaş arasında husumete yol açmış ama sonunda Beşiktaş ile profesyonel sözleşme imzalayıp muradına ermiş Kocaeli altyapılı Metin, Beşiktaş'ta kötü günler geçiriyor. Sirmen piranha gibi İstanbulluların kapısında. Biraz ayağı tökezleyeni "Gelsene bişey diyeceğim" diyerek İzmit'e götürüp attırıyor imzayı. Seba eski kurt tabii ki, Metin'i kolay kaptıracak değil. Sonuçta transfer olmuyor. Metin ise 10.06.1993 tarihli bu haberden sonra kendini toparlıyor ve Euro 96'ya katılacak olan Milli Takım'a ara ara olsa da katkı sağlıyor. İsveç'i içeride 2-1 yendiğimiz maçta ceza sahası dışından gelişine müthiş vurduğu voleyi Ercan Taner "Şu anda Alman Milli Takımı'nı değil, Türk Milli Takımı'nı izliyorsunuz" şeklinde anlatıyor.
6 - Uğur Tütüneker
Saçı sakalı birbirine karışmış futbolcular kategorisinden Faruk'u transfer etmiş olan Kocaelispor'un Toprak'dan önceki ikinci hedefi Uğur Tütüneker oluyor. 92-93 sezonunda lige fırtına gibi girmiş olan Kocaelispor'un transfer ettiği 3 Yugoslav da tadından yenmiyor. Stoper ihtiyacı hasıl olan Galatasaray Yugogillerden Kuzman'ı istiyor, Kocaelispor ilk etapta mağrur bir eda takılıyor. Verin Uğur'u verelim Kuzman'ı? Uğur'un güzel zamanları, yanaşmıyor Galatasaray ve dönemin transfer teamülüne uyarak yurt içi yabancı transferini gerçekleştirip parasıyla alıyor Kuzman'ı. Tarih 26.06.1994.
5 - Rıdvan
"Şeytan futbolcu" bahtsız bedevi modunda sakatlık üstüne sakatlık yaşadıktan sonra artık son demlerine geliyor. Fenerbahçe'de gözden düşmeye başladığı zamanlarda Kocaelispor'un "İstanbul'da Tutunamayanlar" listesine hızlı bir giriş yapıyor. 1.Lige çıktığı ilk sene aylarca lider kalan, ligi de 4.sırada bitirip UEFA Kupası'na katılmayı başaran Kocaelispor'un vites yükseltmeye başladığı zamanlarda marka bir transferin işleri kolaylaştıracağı düşünülüyor o dönem ama Rıdvan'ın hala umudu var. "Benim için paradan daha önemli şeyler var" diyen Rıdvan sanki "Zamanı gelince yorum morum ben cukkayı götüreceğim zaten, bedavadan Fenerbahçeliliğimden olmayayım" demeye çalışıyor Nostradamus bir tavırla. Kocaelispor artık büyük oynadığını anlatma gayretinde bir adım daha atıyor. Tarih 06.11.1993.
4 - Hakan Şükür
Olmayacak golü atan ama en basit golleri atmaktan imtina eden Şükür'ün Torino macerası dönüşü kısır dönemlerinden biri. Euro 96'ya katılan Türkiye kadrosunda Saffet ve Faruk olmak üzere iki Kocaelisporlu forvet var zaten. Bir de Hakan olsun, Milli Takım forveti bizim olsun diyor Sirmen. İki Milli forvete sahip Mustafa Denizli'nin tavrı ise ayrı bir şaşırtıcı, golcü sorunu varmış? Hakan'ın sonraları yine tekrar edecek olan huzursuzluğu her nasılsa gideriliyor ve transfer olmuyor. Mustafa Denizli ise aynı dönem "Hakan bana gelmedi, ben Hakan'a gideyim" diyerek Milli Takım teknik direktörü oluyor. Bir süre Kocaelispor ile birlikte yönetiyor Milli Takımı, iki karpuz fazla gelince ayrılıyor bizden. Artık Kocaelispor günleri 7-1'lik Beşiktaş hezimeti ile, Milli Takım günleri ise Amigo Orhan ile anılıyor. Haberin tarihi 18.09.1996.
3 - Sergen
Tarih 09.03.1993. Sergen'in Beşiktaş'ta yaramazlık yaptığı ilk dönemler. Rüştünü yeni yeni ıspatlamaya başlayan Sergen bir yandan futboluyla hayran bırakırken, futbol dışı zamanlarını da atlar ve kızlarla geçiriyor. Seba'nın başkan olduğu takımda kabul edilir şeyler değil. Arada soğuk rüzgarların estiği günlerde talibi gerçekten çok. İstanbulspor'un henüz Cem Uzan'ın kanatları altına alınmadığını düşünürsek Türkiye sınırlarında onu transfer edebilecek takım sayısı sınırlı ve o takımlardan biri de Kocaelispor. Teklif seviyesine gelip gelmediği bilinmiyor zaten Sergen de 1997 yılına kadar bir yere gitmiyor. 1997 'de ise Cem Uzan giriyor futbol piyasasına. Büyüklerden alıp takım yapma oyununda Kocaelispor'a dişli bir rakip oluyor.
2 - Edgar Davids
Haberlerin ortaya çıktığı dönemi düşündüğümüzde diğerleri kadar olası bir transfer hamlesi değil elbette. Hala taze olduğu için uzatmaya da gerek yok. Sadece Kocaelispor ve Edgar Davids'i aynı cümle içinde kullanmak çok keyifli, hepsi bu.
1 - Lothar Matthäus
Tarih 17.02.1994. Henüz ilkokul 5.sınıftayım. Kocaelispor o kadar iyi durumda, o kadar umut vaat ediyor ki etrafımdaki büyükler bu transfer haberini gayet olgun bir tavırla karşılayarak Matthaus'un orta sahayı toparlayabileceğini konuşuyorlar. Ben ise çocuk halimle bugün olduğundan daha gerçekçi bir tavır takınarak ne işi var Matthaus'un Kocaelispor'da ama etrafımdakiler büyük olduklarına göre bir bildikleri olsa gerek diye düşünüyorum. Bahsedilen isim bugün bile muadili olmayan, Maradona'nın "Onu tanımlamak için karşılaştığım en iyi rakip demem yeterli" dediği, İtalya 90 Dünya Kupası'nı kazanan Batı Almanya Milli Takımı'nın Klinsmann ile birlikte en önemli iki isminden biri. Davids transferinden çok daha ütopik olmakla birlikte hem Kocaelispor'un olmayacak şeyleri oldurduğu bir dönem olması hem de Saftig faktöründen dolayı inanmaya daha müsait görünen bir haber. Bazı şeylere inanması bile yetiyor.
Anladığım kadarıyla transferler dörde ayrılıyor. İnandırıcı olmayıp doğal olarak gerçekleşmeyenler, bir şekilde inanılıp gerçekleşmeyenler, gerçekleşmeyenler ve gerçekleşenler. Futbol, her spor dalı gibi hayallerle güzel olduğuna göre en güzeli olsa da olmasa da hayal edilenler.
Uzun cümleleri en güzel Mevlana dizeleri bitiriyor;
"Hayalin, değersiz şeyleri altın yapan bir simyadır”


