24 Şubat 2012

İstedim Vermediler Körfezlisin Dediler!

Son zamanlarda haddinden fazla popüler hale gelen ve romantik duygularımızı tırım tırım kaşıyan 90'lar nostaljisinin biz Kocaelisporlular için çok daha büyük anlamları var. En iyi zamanlarını 1.Lig'e tekrar çıktığı 1992 ile o üzücü depremin yaşandığı 1999 yılları arasında yaşayan bir kulübün taraftarları için zaten başka bir ihtimal düşünülemezdi.
Bugünlerde pek iyi anmıyor olsak da dönemin başkanı Sefa Sirmen'in belediyenin adını adeta "Kocaelispor Büyükşehir Belediyesi" haline getirdiği o yıllar, büyüklere kafa tuttuğumuz günleri ile ayrı, kupaları ile ayrı, Avrupa maceraları ile ayrı, Türkiye çapında bıraktığımız etki ile ayrı ve tabii ki yapılabilen ve yapılamayan transferleri ile ayrı güzellikler ihtiva ediyor. Yapılanları zaten o dönemi yaşayanlar biliyor, bir de ulusal medyaya yansımış ama şu veya bu nedenlerden dolayı yapılamamış, bir kısmı gerçeklik payı olan bir kısmı ise Fotomaç'ın "Ronaldinho ve Kaka geliyor!" haberleri tadından öteye geçemeyen bu hayal transferlere bakalım, herşeye rağmen Kocaelisporlu olmanın güzelliğini bir de bu yönüyle yaşayalım.
Çatapattan bombaya doğru geri sayım;

10 - Ali Eren
Bahsettiğimiz dönem aralığında olmayan ama olabilse faydasını görebileceğimiz transferlerden ilki Ali Eren. Tarih 15.08.2001. Bu olaydan yıllar sonra savunma hattı için Beşiktaş'tan yolu geçmiş bir başka oyuncuyu, Erman Güraçar'ı transfer edecek olan Kocaelispor, Ali Eren için de bir olta sallıyor ama tutmuyor.

9 - 3'lü Kombo: Coulibaly-Kemalettin-Saffet Akbaş
Bir Kompela'yı bilirim bir de Coulibaly'yi. Yetenek yönünden mutlaka Coulibaly bir adım önde. Oynadığı her takıma hem tipi hem futboluyla renk katan dengesizin önde gideni bu saçlı adam bizde oynamış olsa eminim taraftarların en sevdiği isimlerden biri olurdu. Şahsen ben çok isterdim. Hiç değilse rövaşetası iyiydi, bir tane atsa yeterdi. Kemalettin ve Saffet de bilindiği üzere dönemin kalbur üstü isimleri. Onları antipatik buluyor olsam da katkıları olabilirdi. Bkz. Tayfur ve Turan.Tarih 29.12.1998.
8 - Orhan Çıkrıkçı ve Abdullah Ercan
Trabzonspor da Kocaelispor'un futbolcu istediği takımlar yaftasından sıyrılamıyor. Dönemin en önemli iki sol kanat oyuncusuna çengeli takıyor Güvenç Kurtar ve Sefa Sirmen ama sonuç yine hüsran. Bir zaman sonra Soner Boz ve Orhan Kaynak geliyor Kocaelispor'a. İnat işte, onlar olmazsa, olacak olan bulunur. Sergen beklesin şimdilik, geliyoruz. Tarih 28.03.1993.

 7 - Metin Tekin
Aylarca Kocaelispor ile Beşiktaş arasında husumete yol açmış ama sonunda Beşiktaş ile profesyonel sözleşme imzalayıp muradına ermiş Kocaeli altyapılı Metin, Beşiktaş'ta kötü günler geçiriyor. Sirmen piranha gibi İstanbulluların kapısında. Biraz ayağı tökezleyeni "Gelsene bişey diyeceğim" diyerek İzmit'e götürüp attırıyor imzayı. Seba eski kurt tabii ki, Metin'i kolay kaptıracak değil. Sonuçta transfer olmuyor. Metin ise 10.06.1993 tarihli bu haberden sonra kendini toparlıyor ve Euro 96'ya katılacak olan Milli Takım'a ara ara olsa da katkı sağlıyor. İsveç'i içeride 2-1 yendiğimiz maçta ceza sahası dışından gelişine müthiş vurduğu voleyi Ercan Taner "Şu anda Alman Milli Takımı'nı değil, Türk Milli Takımı'nı izliyorsunuz" şeklinde anlatıyor.
6 - Uğur Tütüneker
Saçı sakalı birbirine karışmış futbolcular kategorisinden Faruk'u transfer etmiş olan Kocaelispor'un Toprak'dan önceki ikinci hedefi Uğur Tütüneker oluyor. 92-93 sezonunda lige fırtına gibi girmiş olan Kocaelispor'un transfer ettiği 3 Yugoslav da tadından yenmiyor. Stoper ihtiyacı hasıl olan Galatasaray Yugogillerden Kuzman'ı istiyor, Kocaelispor ilk etapta mağrur bir eda takılıyor. Verin Uğur'u verelim Kuzman'ı? Uğur'un güzel zamanları, yanaşmıyor Galatasaray ve dönemin transfer teamülüne uyarak yurt içi yabancı transferini gerçekleştirip parasıyla alıyor Kuzman'ı. Tarih 26.06.1994.
5 - Rıdvan
"Şeytan futbolcu" bahtsız bedevi modunda sakatlık üstüne sakatlık yaşadıktan sonra artık son demlerine geliyor. Fenerbahçe'de gözden düşmeye başladığı zamanlarda Kocaelispor'un "İstanbul'da Tutunamayanlar" listesine hızlı bir giriş yapıyor. 1.Lige çıktığı ilk sene aylarca lider kalan, ligi de 4.sırada bitirip UEFA Kupası'na katılmayı başaran Kocaelispor'un vites yükseltmeye başladığı zamanlarda marka bir transferin işleri kolaylaştıracağı düşünülüyor o dönem ama Rıdvan'ın hala umudu var. "Benim için paradan daha önemli şeyler var" diyen Rıdvan sanki "Zamanı gelince yorum morum ben cukkayı götüreceğim zaten, bedavadan Fenerbahçeliliğimden olmayayım" demeye çalışıyor Nostradamus bir tavırla. Kocaelispor artık büyük oynadığını anlatma gayretinde bir adım daha atıyor. Tarih 06.11.1993.
4 - Hakan Şükür
Olmayacak golü atan ama en basit golleri atmaktan imtina eden Şükür'ün Torino macerası dönüşü kısır dönemlerinden biri. Euro 96'ya katılan Türkiye kadrosunda Saffet ve Faruk olmak üzere iki Kocaelisporlu forvet var zaten. Bir de Hakan olsun, Milli Takım forveti bizim olsun diyor Sirmen. İki Milli forvete sahip Mustafa Denizli'nin tavrı ise ayrı bir şaşırtıcı, golcü sorunu varmış? Hakan'ın sonraları yine tekrar edecek olan huzursuzluğu her nasılsa gideriliyor ve transfer olmuyor. Mustafa Denizli ise aynı dönem "Hakan bana gelmedi, ben Hakan'a gideyim" diyerek Milli Takım teknik direktörü oluyor. Bir süre Kocaelispor ile birlikte yönetiyor Milli Takımı, iki karpuz fazla gelince ayrılıyor bizden. Artık Kocaelispor günleri 7-1'lik Beşiktaş hezimeti ile, Milli Takım günleri ise Amigo Orhan ile anılıyor. Haberin tarihi 18.09.1996.
3 - Sergen
Tarih 09.03.1993. Sergen'in Beşiktaş'ta yaramazlık yaptığı ilk dönemler. Rüştünü yeni yeni ıspatlamaya başlayan Sergen bir yandan futboluyla hayran bırakırken, futbol dışı zamanlarını da atlar ve kızlarla geçiriyor. Seba'nın başkan olduğu takımda kabul edilir şeyler değil. Arada soğuk rüzgarların estiği günlerde talibi gerçekten çok. İstanbulspor'un henüz Cem Uzan'ın kanatları altına alınmadığını düşünürsek Türkiye sınırlarında onu transfer edebilecek takım sayısı sınırlı ve o takımlardan biri de Kocaelispor. Teklif seviyesine gelip gelmediği bilinmiyor zaten Sergen de 1997 yılına kadar bir yere gitmiyor. 1997 'de ise Cem Uzan giriyor futbol piyasasına. Büyüklerden alıp takım yapma oyununda Kocaelispor'a dişli bir rakip oluyor.
2 - Edgar Davids
Haberlerin ortaya çıktığı dönemi düşündüğümüzde diğerleri kadar olası bir transfer hamlesi değil elbette. Hala taze olduğu için uzatmaya da gerek yok. Sadece Kocaelispor ve Edgar Davids'i aynı cümle içinde kullanmak çok keyifli, hepsi bu.
1 - Lothar Matthäus
Tarih 17.02.1994. Henüz ilkokul 5.sınıftayım. Kocaelispor o kadar iyi durumda, o kadar umut vaat ediyor ki etrafımdaki büyükler bu transfer haberini gayet olgun bir tavırla karşılayarak Matthaus'un orta sahayı toparlayabileceğini konuşuyorlar. Ben ise çocuk halimle bugün olduğundan daha gerçekçi bir tavır takınarak ne işi var Matthaus'un Kocaelispor'da ama etrafımdakiler büyük olduklarına göre bir bildikleri olsa gerek diye düşünüyorum. Bahsedilen isim bugün bile muadili olmayan, Maradona'nın "Onu tanımlamak için karşılaştığım en iyi rakip demem yeterli" dediği, İtalya 90 Dünya Kupası'nı kazanan Batı Almanya Milli Takımı'nın Klinsmann ile birlikte en önemli iki isminden biri. Davids transferinden çok daha ütopik olmakla birlikte hem Kocaelispor'un olmayacak şeyleri oldurduğu bir dönem olması hem de Saftig faktöründen dolayı inanmaya daha müsait görünen bir haber. Bazı şeylere inanması bile yetiyor.


Anladığım kadarıyla transferler dörde ayrılıyor. İnandırıcı olmayıp doğal olarak gerçekleşmeyenler, bir şekilde inanılıp gerçekleşmeyenler, gerçekleşmeyenler ve gerçekleşenler. Futbol, her spor dalı gibi hayallerle güzel olduğuna göre en güzeli olsa da olmasa da hayal edilenler.
Uzun cümleleri en güzel Mevlana dizeleri bitiriyor;
"Hayalin, değersiz şeyleri altın yapan bir simyadır”

02 Mayıs 2011

Geçip Giden -Hüuu- Zamanları -Hüuuuu- Bir Yerlerde Bulsam


4 ayda bir güncellediğimiz blog ortamımız yayın hayatına aynı yavaşlığıyla devam ediyor ama ben ne yapayım?
Kocaelispor'un içler acısı hali can evimizden vururken Samsun, İzmir ve Elazığ'daki kutlamalara bakıp iç geçirir hale gelmişiz ki bu imreniş birkaç sezon önce Süper Lig'e çıktığımız günleri hatırlattığından dolayı o kadar. Körfezimiz için bizim layık gördüğümüz derece kesinlikle lig yükselmeyi başarı kabul etmez, Süper Lig'de kafaya oynamayı gerektirir, güçlü addedilen takımları iç sahada duman edip "Tüm gemiler Körfez'de batar" sloganını tüm Türkiye'ye kabul ettirmeyi gerektirir, takımdaki muhteşem yeteneklerin başına akbabalar üşüşmüş iken onlara yüksek "şak" sesli bir nah çekmeyi gerektirir, Europe Cup'ta çeyrek final rüyası görmeyi gerektirir.
Bu hayallerle yaşayan bir taraftar grubunun ligin son maçında Belediye Vanspor'la berabere kalarak ikinci (eski adıyla üçüncü) ligde kalmayı garantileyen bir takım hakkında ne söyleyebileceğini varın siz bana söyleyin.
Tüm TV'ler yine büyük takım çığırtkanlığıyla G.Saray'ın çöküşünü konuşuyorlar, yahu yemişim G.Saray'ı onların hiç değilse umudu var, bizde o da yok anasını satayım.
İşten güçten fırsat bulup Kocaelispor'un acısını iyice hissedebildiğim zamanlar hayalimde beni terk etmiş bir sevgili canlanıyor. 90'larda muhteşem günler geçirmişiz, Bendeniz, Harun Kolçak, Aşkın Nur Yengi, Sezen Aksu slowları dinlemiş, sarılıp uyumuşuz birlikte. İlk gençlik heyecanlarımız, ilk aşklarıymışız birbirimizin. Ergenlik bittiğinde beynin yapısı fiziksel olarak da değişiyormuş ya o duygusallığı, o derinliği yakalamak zor oluyormuş bir daha ama işbu yüzden unutması da zor oluyormuş ama ne gam?!
Unutmak isteyen kim ki?
Hele bir de o sevgiliyi var edebilecek tek dayanak hatıralar kalmışken. Hala herşey bitmiş değil evet lakin hal iyice Yeşilçam filmlerindeki doktor repliğine "100 bin lira lazım, madem yok, Allahtan ümit kesilmez" durumuna geldi ama yine ne gam?!
Hatıralara da Vali'nin, Bld.Başkanı'nın sahip çıkmasına gerek yok ya çok şükür. Ben hatırladıklarımla kalayım, sorana yine Kocaelisporluyum diyeyim, varsın "Kaçıncı ligdesiniz siz ya?" desinler.
Güzel olan sevgili değil, sevgili olan güzelmiş ya. Biz mutluyuz hala Körfezimizle. O amblemdeki Körfez depremden biraz yıpranmış olsa da burada hala. Hala Marina'da canlı müzik dinleyip çay içen aşıklar var. Az biraz futbol merakı olanlar da biliyor ki o çay içilen şehrin tamamını temsil eden sadece bir kulüp var; Körfez!
Biz onu Porsche Cayenne'le gezdiremesek de, altın takılarla süsleyemesek, en kral rezidanslarda oturtamasak da vefalıdır biliriz.
İki gönül bir olunca samanlık seyran olduğu sürece devam eder bu aşk, dedim ya hatıralara biz sahip çıkmışız zaten, daha iyi olursa ne ala, olmasa da ne gam?!

16 Aralık 2010

Öz Yurdunda Garipsin, Öz Vatanında Parya!


Yoğun iş temposu içinde maçı izlemek için kahvehane aradığım yer Uzuntarla'ydı. Bilmeyenler için söyleyeyim; İzmit-Adapazarı arasında, içlerine doğru gidildikçe doğal güzellikler barındıran ama yol üstü olması dışında hiç de popüler olduğu söylenemeyecek bir beldemizdir.
Bu maç için iş kaderinin beni Adapazarı'na doğru sürüklemesi de tuhaf bir anı olarak kalacak aklımda ama yine de şükür, ya stada yakın bir yerlerde çalışmak zorunda kalsaydım? Aksilikler üst üste gelmeseydi maça da gidecektim tabii ki ama iş diye bir hayat gerçeğimiz var, bu satırları yazabilmek için de elektrik ve internet ücretini ödemek gerekiyor.
Konuyla bağlantılı ilk edeceğim kelam, lafa gelince futbola olan-olmayan ilgiden yakınan, sözüm ona futbolun yaygınlaşması ve stadların dolması için çaba sarf eden ama yaptıklarıyla aslında hiçbir şeyi bizim kadar bile umursamadığını anladığımız federasyona olacak. 2010 yılında ülke futbolu 5.şampiyonunu çıkarmışken hala daha diğer şehirlere ve alt liglere olan bu ilgisizlik nedendir?? Gerçekten anlamakta güçlük çekiyorum.
Bre gafiller! Bu ülkede ligi, statüsü, dini, imanı olmayan, takımların içinde bulundukları durum ne olursa olsun hatta herhangi bir iddiaları olsun ya da olmasın hayati derecede önem taşıyan maçlar vardır!
Karşıyaka-Göztepe gibi, Adanaspor-Adanademirspor gibi, Kocaelispor-Sakaryaspor gibi.
Hiç mi umursamazsınız? Hiç mi kulağınıza çalınmaz? Bu maçı hafta içi, hem de bir de gündüz oynatmak nasıl bir zekanın ürünüdür? Ya da bu nasıl bir aymazlık, nasıl bir umursamazlıktır?
Ama bizde de suç yok değil, insan bazen iğneyi kendisine batırıp çuvaldızı ikram etmeli. Evet haksız olduğumuz bir yanımız var.
Çarşamba günü, yaklaşık 5 derece soğukluğunda ve 13:30'da oynanan bir Spor Toto 2.Lig Kırmızı Grup maçına 13.000 kişi giderse, adamlar da seni önemsemez.
Üstelik takımının başkanı, yönetimi yok iken, üstelik futbolcuların aylardır para almadan oynuyor iken, takımın yaş ortalaması birkaç futbolcu hariç 20 iken, 6 puanın silinmişken, Vali'den başka takımın yüzüne bakan bir şehir büyüğü yokken, o da olmasa takımın deplasmana bile gidemeyecekken, kulüp personeli açken ve hatta Allah rahmet eylesin ikisi intihar etmişken, kulübe gelen haciz memurlarını taraftar temsilcileri ikna ediyorken, milyonlarca lira borcun Azrail gibi tepende beklerken...ken..ken...ken...
Yazarken yorulduğum bunca olumsuzluğa rağmen üzerinden ölü toprağını atan futbol aşığı bir kent var. Burada, Türkiye'nin para merkezinde! Deyimi doğru bir şekilde kullanmış olmayacağım ama "Tok evin aç kedisi" diye asıl buna derler. Şehri yöneten kişiler şehrin gerçeklerine nasıl bu kadar uzak olabilirler? İşte bu da bir Türkiye gerçeğidir. Gelişmiş hiç bir ülkede böyle bir manzara ile karşılaşamazsınız. Ya Kuzey Kore'de olur ya da Pakistan'da, Sudan'da, Bangladeş'te ya da Türkiye'nin merkezine 45 dk uzaklıkta, burada!
Maçtan bahsetmek bile istemiyorum aslında ama iki kelam edeyim, adet yerini bulsun. İlk yarı daha dengeli bir maç olmuş olsa da yine biz daha iyiydik, ikinci yarı ise özellikle 54:54'de attığımız ilk golün ardından kontrol tamamen bizdeydi, kontraları değerlendirebilsek 5-6 bile olurdu. Aradaki en belirgin fark reklamsız yeşil formalıların yüreği vardı, ruhu vardı!
Maçtan sonra yaşananlar ise Brave Heart'ın finalinden bile daha etkileyiciydi. Zaten kahraman olan ama bonus olarak da maçın kahramanı olan Kaptan Serdar'ın eline mikrofonu alıp, ilk defa bu kadar dolu gördüğümüz protokol tribününe ithafen yaptığı "Bu takıma sahip çıkın!" konuşması, Bilal'in elinde bayrakla sahayı turlaması, santraya dikilen "Efsaneler Ölmez!" bayrağı ve kendinden geçmiş 13.000 Körfez sevdalısı futbolun ne menem birşey olduğu konusunda tekrar filozof etti bizleri. Tabii ben tüm bunları üstünden bir süre geçtikten sonra yazabiliyorum, o sırada "Zafer Sarhoşluğu" deyiminin canlı örneği olmakla meşguldüm.
Körfez bu kez üst liglerdeki başarılarıyla değil, takımına sahip çıkmasıyla, karşılıksız sevgi besleyen taraftarıyla, hoca-futbolcu-taraftar bütünlüğüyle tarih yazıyor.
Pek muhterem kent büyükleri! Şimdilik bizi izlememeye devam edin. Nasıl olsa eninde sonunda mecbur kalacaksınız!



Başlıkla ilintili;
Necip Fazıl'ın Sakarya Türküsü şiirinin bir yanıyla bizi anlatıyor olması ayrı bir ironidir. Kuşkusuz şiir çok daha ulvi anlamlar taşıyor, çok daha ciddi bir ifadesi var ama iki satır alıntıyı alt alta yazınca günümüz Sakarya'sına da uydurabiliriz.
Vicdan azabına eş kayna kayna Sakarya,
Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya!


14 Aralık 2010

Golün Adı Saffet!


İşin aslı ilk evvela Öykü Serter'e olan yoğun hayranlığımdan dolayı izlemeye başlamıştım "Bank Asya 1.Lig Günlüğü" programını. Sonraları, programa verilen emek ve Türkiye televizyonlarında rastlayamadığımız kalitenin de programın "İçindekiler" girişinde bulunduğunu gördüm ve programa olan bağlılığım günden güne arttı hatta Körfezimizin 2.Lig'e düşüşü sırf bu program yüzünden daha bir koyar oldu bana.
Geçtiğimiz programlardan birinde Ahmet Dursun konuk olmuştu programa ama hem Kocaelispor'lu günleri onun hafızasında pek yer etmediği hem de cümle kurma özürlü olduğu için pek bahsimiz geçmemişti, hoş söz konusu isim Ahmet Dursun olunca geçmemesi daha evladır diye düşünmüştüm.
Taraftarlarımız bilir, 2002 yılında, İnönü'de oynanan ve Ünsal Çimen adamının yönettiği bir BJK maçında Ahmet Dursun'un 90+8'de hem el hem ofsayt marifetiyle attığı golle maçı kaybetmiştik ve o gün -tabii ki sadece gol attığı için değil ama- hem golün atılış şekli hem de bu kadar büyük bir adaletsizliğe alet olması sebebiyle Ahmet Dursun bizdeki yerini tamamen kaybetmişti. Bank Asya'da yine 2 sezon misafirimiz olmuş olsa da geçici olduğu çok belliydi, pek üstünde durmadık.
Bu akşam ki programın konuğu ise efsanelerimizden Saffet Sancaklı'ydı. Zaten futbolculuk günlerinden beri nev-i şahsına münhasır bir isim olan Saffet daha programın başında ilk konu olarak Kocaelispor'dan bahsetti. Birebir olamamakla birlikte, aklımda kaldığı kadarıyla;
"Kocaeli bir futbol kenti ve böyle bir kentin takımına tüm şehir büyükleri, mülki amirler sahip çıkmalı. Bu tip şehirlerin takımları için kurtuluş hiç de zor değil. Doğru bir yapılanma ve yardımlarla bir yılda bile kurtulur. Gerekirse biz de Büyükşehir Bld. Başkanı ve diğer büyüklerle bir araya gelip çözüm için yardımcı oluruz. Balıkesirspor maçına 13.000 biletli seyirci gelmiş. Bugün büyükler bile bu sayıya ulaşamayabiliyor." dedi özet olarak.
Anlaşıldığı üzere aslında bizim söylediklerimizden, daha doğrusu Kocaelispor'un kurtulmasını isteyen genel kanıdan farklı birşey söylemedi ama bu sözleri bu programda ondan duymak ben tek kelimeyle mest etti. Program için hazırlanan ve Saffet'i anlatan videoda "90'lı yıllarda Kocaelispor ile yağmalamadıkları stadyum, yenmedikleri takım kalmadı" denmesi de ayrı bir mest kaynağıydı. Yine işin aslı şunu söylemeliyim ki bu kötü günlerde Kocaelispor'un adını ve tarihindeki başarıları nerede duymuş olsam inanılmaz mutlu oluyorum.
Çünkü ben, yaşıtlarım ve benden büyükler biliyor ki Kocaelispor bu değil. Kocaelispor'un potansiyeli iki kere bu değil. Kış uykusuna yatmış muhteşem bir doğal yaratık gibiyiz. Sadece uyanmayı bekliyoruz ama bizimkisi daha çok Yedi Uyuyanlar hikayesine dönmeye başladı. Biz uyurken kendimizi aynı kulvarda kabul ettiğimiz Bursaspor 5.şampiyon oldu. Herkes iyi kötü ayakta kaldı. Bir tek bizim canımız çıktı altta kalanlardan.
Daha önceki postlarda Saffet'e de sitem etmişliğim var. Özellikle harikalar yarattığımız 92-93 sezonunun ikinci yarısındaki tarihi düşüşünü asla unutamam ama yaptıkları da bakidir ve Kocaelispor'un en güzel dönemlerinden birine damgasını vurmuştur, saygımızı ve sevgimizi kazanmıştır.
Bana bu şekilde maziyi hatırlatan olaylar olunca ve o maziye adını altın harflerle yazmış isimleri görünce "Bu film böyle bitmeyecek!" düşüncem daha koyu harflerle beliriyor kafamda. Evet çok kötü durumdayız ama hala bu kulübü önemseyen azımsanmayacak sayıda insan var. Yıllardır hazıra alışıp, normal şartlar altında tek görevi olan taraftarlığı yapmış ama bu günlerde bütün iş, sosyal hayatının yanında Kocaelispor'u da dert edinmiş binler, onbinler var ve herkes dinamiti ateşleyecek birisini bekliyor.
Vali de olabilir bir başkası da, umrumda değil.
Yine bu akşam yayınlanan programda yaşanan, belki kimine göre önemsiz ama bence çok anlamlı, en azından benim duygu dünyam, ruh halim için çok önemli olaydan yola çıkarak diyebilirim ki henüz fitil ateşlenmedi ama birileri uğraşıyor, boşa giden kibritler asla "hiç" anlamını taşımıyor ve umuyorum yakın zamanda o kibritlerden biri fitili ateşleyecek.
İşte o patlama anı bu fani Dünyadaki dertlerimizden birinin sonu olacak, ışık görünecek.
Fotoğrafı daha önce paylaşmıştım. "Nev-i şahsına münhasır" tanımı havada kalmasın diye tekrar paylaşayım ve Saffet Sancaklı, %85 pamuk, %15 likra çoraplarına kurban olayım!

05 Aralık 2010

Çakma Güiza


Tokatspor maçının devre arasında WC'ye, simit, su, ayran almaya gitmeyenlerin keyfi yerindeydi. Her maçta olduğu üzere yedek oyuncular devre arasından yararlanıp sahaya ısınmaya çıkmışlardı. Bizim bulunduğumuz numaralı B tribününün önünde ısınan Tokatspor'lu oyunculardan biri diğerine orta yaptı, ortada bulunan Tokatsporlu oyuncu ise gelen topu altıpas içinden, boş kaleye ağlara göndermek yerine üstten auta ve üstelik neredeyse tribünlere kadar gönderdi. Muhtemelen o ana kadar herkes boş bakışlarla ikinci yarının başlamasını bekliyordu ama anlaşıldı ki herkes böyle bir makara fırsatına muhtaçtı. Alkışlar, top ona geldiğinde Ooley! çekmeler ve nihayetinde yapılan Güiza gol gol gol! tezahüratı devre arasını en az maç kadar keyifli hale getirdi.
İkinci yarı oyuna girince gol atacağından ve golü attıktan sonra da bizim bulunduğumuz tribüne gelip "Evet, şimdi dinliyorum" hareketi yapacağından endişe ettiğimiz o oyuncu Sinan Özkan. 1986 Fransa doğumlu, futbol hayatına St.Etienne'de başlamış ve 2005 yılından beri Türkiye'de 6 farklı takımda forma giymiş, Tokatspor 7.takımı ve artık Kocaeli'de kendisinin de unutamayacağı bir anısı var.
Devre arasını renklendirdiğin için teşekkürler Güiza...

Borcundan Büyük Yüreği Olanlar


Kaybetmeden geçilen 12 maç, içinde bulunduğumuz şartlar itibariyle muhteşem bir istatistik olsa da biz insanoğlu güzele çok kolay alışan bir yapıya sahip olduğumuz için artık beraberliklere üzülür olduk.
İlk yarıdaki ayağa pas oynayan, rakibi oynatmayan, istekli, hırslı takım ikinci yarı yerini eski, kötü günlerdeki takıma bırakmamış olsaydı maçı kazanmamız işten bile değildi. Hele attığımız goldeki serbest vuruş organizasyonu gerçekten görmeye değerdi. Hatta diyebilirim ki Süper Lig'de oynadığımız dönem de dahil yaptığımız en güzel duran top organizasyonuydu.
Bu takımı izlemenin en keyifli yanı, hepsi için geçerli olmasa da bazı oyuncularımızın zaman içinde gösterdiği gelişmeyi yakından takip edebiliyor olmak. Bu oyuncular içinde Gökhan Meral'i farklı bir yere koyuyorum. Henüz her maç aynı performansı gösterecek kadar istikrarlı olamamış olsa da hem sürati, hem günden güne gelişen top hakimiyeti, pas, orta tercihleriyle bölgesinde başka bir alternatif aratmayacak duruma gelmiş olması çok sevindirici.
Genç bir takım olmanın en zor yanı bu tutarsızlık olsa gerek. İlk yarı gayet sakin, kontrollü, mümkün olduğunca risksiz oynayan takımımız bunun sonucunda da hem golü buldu hem ciddi bir pozisyon vermedi hem de genel anlamda maçın kontrolünü elinde tuttu. İlk golden sonra bulduğumuz bir pozisyonda Serdar biraz daha dikkatli hareket etseydi, ikinci golü bulup maçı tutabilirdik ama olamadı.
İkinci yarı başladığında ise henüz 50.dakikada zeminin küçük çaplı bir havuz haline gelmesinin azizliğine uğrayan Ercan'ın ayağının kaymasıyla pozisyona giren Yaşar golü buldu. Zaten ne olduysa o dakikadan sonra oldu. Golle birlikte moral bulan bir Tokatspor ve bir anda sahada ne yapacağını bilmez halde hareket eden bir Kocaelispor çıktı ortaya. Özellikle Metin Erol'un kaleden çıkıp, üstüne bir de çalım yediği ama Tokatspor'un gol yapamadığı pozisyon tam bir korku filmi sahnesi gibiydi.
İkinci yarı oyun kimliğimizi kaybettiğimizden bahsederken Tokatspor'un da hakkını yemeyelim. Geçen haftaki Elazığspor'dan çok daha kaliteli bir oyun sergilediler. Özellikle 29 numaralı formasıyla Jan Koller çakması Yaşar'ı hayranlıkla izledik. Tam olarak bilmemekle birlikte 2 metre civarındaki boyuna rağmen üst düzey diyebileceğim ayak hakimiyeti ve vücudunu yerinde kullanıp arkadaşlarına pozisyon hazırlamakta gösterdiği ustalık en azından Bank Asya'da çok rahat oynayabilecek kapasitede olduğunu gösteriyor ve belki hatta doğru bir takımda doğru kullanılırsa Süper Lig'de bile oynayabilir. Tabii tüm bunları tek bir maç ışığında düşündüğümü de unutmamak lazım.
Başta dediğim gibi bu şartlar altında alınan bir puana sevinmek gerekiyor olsa da namağlup geçilen 12 maçın gazıyla en azından iç sahadaki maçları kazanıp -6 puana rağmen playoff hayali kurmaya başlamak istiyoruz. Son 12 maçın 5 tanesinden galip ayrılmış bir takımdan, hele bu şartlarda çok fazla şey istiyoruz ama bizi de onlar alıştırdı.
Bence en güzel pankartlar, en güzel sloganlar en zor zamanlarda ortaya çıkıyor ve bu fedakar kadro için en güzelini fotodaki pankart söylüyor;
"Paranız ödenir, hakkınız asla!"

11 Ekim 2010

Grafiti



Ruslar olayı aşmışlar. Bizim Merkez Bankası'nın arka tarafındaki D-100 çıkışı duvarlarında da futbol ile ilgili olmasa da güzel örnekler mevcut.

Sesimi Duyan var mı?


Bu ahval ve şerait içinde bile olsa, insan galibiyet bekliyor desteklediği takımdan. O takım o armayla o sahaya çıktığında herşey unutuluyor, hatta rakip bile. Daha 2 sene önce Ali Sami Yen'de Galatasaray'ı 5-2 yenen, Şükrü Saraçoğlu'nda Fenerbahçe'yi elinden kaçıran takım, şimdi Eyüpspor'a karşı mahkum oynuyor. En iyi oyuncu kaleci Metin Erol oluyor. Bunu hazmetmek gerçekten çok zor ama gerçeklerle yüzleşeli çok oldu. Bir puan bir puandır diyoruz maçtan sonra ve puanımız sıfıra "yükseliyor". Sonunda sayı doğrusunun sol tarafından kurtulduk, ortaya geldik, bu koşullarda fena da gitmiyoruz hani, belki haftaya sağını da görürüz.
İyi gitmeye başladık derken bile bir parça kendimizi kandırmaya devam ediyoruz aslında çünkü 31 Ekim tarihine kadar Süper Lig'de transfer ettiğimiz Sırpların parasını ödemezsek küme düşürüleceğiz. O zamana kadar bu problem nasıl çözülecek hiçbir fikrim yok ama nasıl bir plan-program yapıldıysa 8 Kasım tarihinde de kongre olacak. Küme düşürülürsek o kongre neye derman olacak bilmiyorum. Muammer Çelik yaptığı onca muhteşem kavgaya rağmen artık taraftarın gözünden düştü. Bizim sorunlarımız baya ağır siklet sorunlar, Çelik Başkan ise sorunlar karşısında artık tüy siklet kaldı. Her seferinde ringe dönüp "şimdi sıçtım ağzına" tavrı yürekli ve iyi niyetli bir insan olduğunu gösteriyor olsa da, dışarıdan bakıp helal olsun dememizi sağlasa da sonuç belli ve ne boş yere kürek çekmenin, ne de kendisini daha fazla yıpratmasının anlamı yok gibi görünüyor ama işin çok daha kötü bir tarafı var, o da bu tüy siklet cengaver ringden çekilirse, bizim formamızı giyip ringe çıkacak bir kişi daha bulamayabiliriz ya da bulduklarımız çok daha kötü olabilir.
Dört ucu boklu bijon anahtarı haline geldik kısacası.
Kulüp kapanmadan bir çare bulunması şimdilik hiç hesapta olmayan mucizevi bir olaya bağlı gibi görünüyor. Yaşanan Fuat Donay olayının da can alıcı noktası bu zaten. Tüm çarelerin tükendiği, umutsuzluğun dibe vurduğu bir anda elinde bir çanta dolusu parayla adamın biri çıkageliyor. Dolandırıcı olma ihtimali her zaman mümkün olsa da şartlar o kadar kötü ki akla gelen ilk olasılık kesinlikle o değil ama hayat da o kadar adil ya da cömert değil.
Son iki yıldır o kadar kötü günler geçirdik ki bir deyim dilime pelesenk oldu.
"Sinekten yağ çıkarmak"
Ve ben yine sinekten yağ çıkartıp sıfır puana yükselmiş, lige yeni başlıyor oluşumuzun keyfini sürmeye çalışıyorum.
Malum, Kasım ayı geldiğinde Eyüp'ten 1 puan aldığımız için sevineceğimiz bir takımımız bile olmayabilir.


07 Ekim 2010

Sorması Kolay!


Özgür Kocaeli gazetesi internet sitesinde yapılan bir anket.
Elim el vermiyor, yanıtlayamıyorum.



BU KALEM uygUN


Kocaelispor'dan yolu geçip de ölesiye nefret ettiğim tek adamdır Bülent Uygun. Şampiyonluğa gittiğimiz 1992-1993 sezonunda 2.ligden gelen kadronun bir parçasıydı. Yükselmesi için kendisini göstermesi gerekiyordu mutlaka ve o yıllarda İstanbul takımları transfer konusunda pek de hassas değillerdi. Azıcık parlayan her adam yüksek sıfırlı kontratları görünce bu takımlara transfer oluyor, Saffet, Bülent gibi kimi örnekler hedefi vurmayı başarsa da azımsanmayacak kadar çok sayıda futbolcu o hengamede eriyip gidiyor ve Anadolu kulüplerine U dönüşü yapıyorlardı.
Fenerbahçe'nin Bülent efendi aşısı tutmuştu. Transferinden sonra orada başarılı günler geçiren Bülent, gol kralı bile oluyor, asker selamı ile taraflı tarafsız herkesin sempatisini kazanıyordu.
Ama bu topraklarda Bülent'i diğerlerinden daha iyi tanıyan birileri vardı. Kocaelisporluların Dünyada bile eşi benzeri görülmediği şekilde kurdukları  "2.Ligden yükseldiği ilk sene şampiyon olan takım" hayali, kale içten fethedilmiş olduğu için sekteye uğruyor, ilk yarı fırtına gibi esen takım ikinci yarı resmen frene basıyor ve Körfez ligi 4.sırada bitirerek UEFA Kupası'na katılma hakkı elde ediyordu.
İçten fethedilen kalenin "askerlerinden" biri de Bülent'ti. Bülent ilk yarı çok iyi bir performans göstermiş, takımın başarısında büyük bir rol oynamıştı ama bilinmiyordu ki Bülent'in bu hırsı, bu isteği sadece küme düşmesi kesinleşmiş bir takımın kendisini göstermek isteyen oyuncusu halet-i ruhiyesinden ibaretti. Muhtemelen iyi oynadığı ama kaybedilen bir maç sonrası hiçbir üzüntü duymuyor, onu İstanbul'a götürecek olan abilerinden tam not almış olmanın sevinciyle evinin yolunu tutuyordu.
Biz Kocaelisporluların çok iyi bildiği bir gerçeği, Ege Görgün e-kolay.net'te yayınlanan 28.12.2007 tarihli yazısında çok açık bir şekilde belirtmiş. O yazıdan bir bölüm der ki;
"Sonra Bülent Uygun’un Kocaelispor’un şampiyonluğa koştuğu 15 sene önceki o sezonla ilgili açıklamaları geldi: İstanbul takımları istiyor sizi, ikinci yarıda fazla zorlarsan kendini sakatlanırsın gidemezsin, dediler bize. Başta ben olmak üzere konsantrasyonumuz bozuldu.”
92-93 sezonu Kocaelisporunda ikinci yarıyı bu psikoloji ile geçiren Bülent, bir sonraki sezon Fenerbahçe'ye transfer oldu, başarılı da oldu, bol para ve şöhret kazandı. Artık tüm Türkiye'nin tanıdığı popüler bir isimdi ve bu popülerliğin rüzgarıyla önce menejerliğe sonra da teknik adamlığa adım attı.
"Sattığı takım" bir İstanbul takımı değil, Kocaelispor olduğu için de yaptığı bu açıklamalar kamuoyunda pek yankı bulmadı, hoş bu açıklamaları yapmasaydı da biz gerçeği biliyorduk, artık onu tanımıştık.
Yıllar yıllar kovaladı ve antipatikliğinden hiçbirşey kaybetmeyen Bülent -bana göre es kaza- Sivasspor ile iki başarılı yıl geçirdi ama Bülent Başkan'ın balonu çabuk patladı, Sivas mucizesi fos çıktı ama Bülent yılmadı, Bursaspor'un şampiyonluğundan sonra yaptığı açıklamada "Sivasspor'un açtığı yol" gibi komik zincirleme isim tamlamaları ile antipatiklikte sınır tanımadığını birkez daha ortaya koydu.
Bizim yaşadığımız olaydan 18 yıl sonra bugünlerde yaşamış bulunduğumuz olaylar patlak verdi.
Kuvvetle muhtemel kendisine takım bulamadığı için Bucaspor ile anlaşan Bülent bulduğu ilk fırsatta vitesi "R" yaptı ve Rıza Çalımbay'ın görevine son veren, sözüm ona da Bucasporda görev yaparken Bülent'le hiç görüşmemiş olan Eskişehirspor'un yolunu tuttu.
Yakın zamanda Thomas Doll bir açıklama yapmıştı "Türk hocalar birbirinin kuyusunu kazıyor" diye ama bu kadar aleni, bu kadar utanmadan yapılanını da ilk defa gördük.
Belediye takımlarının gereksiz takımlar olduğuna inanırım ama çalışanlarının asla değil. Şimdi Galatasaray'dan teklif aldığı halde bu teklifi "etik olmaz" diye reddeden Abdullah Avcı'yı, onun bu saygıdeğer tavrını, kendine güvenini bir kenara koyalım, bir de Bülent Uygun'un yaptığı bu arkadan vurmayı, satışı, bencilliği. Eskişehirspor'a da kesinlikle yakışmayan bir hareket, hoca mı kalmadı da gidip en karakter erozyonu adama muhtaç kaldınız? Şimdi kim daha gereksiz??
Amaca giden her yol mübahtır der Makyavelli. 2010 Dünyasındaki bu insanlık dışı mantık Türk futbolunun küçük bir özeti gibi sanki. Alın size futboldan soğumak için bir neden daha.
Biz Bülent'i 18 yıl önce tanıdık, siz henüz tanıdıysanız yine de şanslısınız çünkü görüldüğü üzere hala tanıyamamış olanlar var...

Related Posts with Thumbnails