05 Haziran 2010

Futbol Kapitalizmi


Bağış Erten'in 23 Haziran 2005 tarihinde Radikal gazetesinde yazdığı bir yazı. Sağlam adamlar sağlam yazılar yazar ve Türkiye gibi "Rezaletler ölmez, sadece şekil değiştirir" felsefesinin hakim olduğu bir ülkede 5 yılda bir ısıtıp ısıtıp okuyabilirsiniz.
Yazı aynı zamanda Bursaspor'un sadece 5 yıl içinde ne kadar önemli bir yol katettiğinin bir kanıtı niteliği taşıyor.
Yazıda bahsedilen takımların bazıları toparlandı, onların yerini ise bizim gibi başka takımlar aldı. Köklü bir tarihe sahip ama bizlerin Cem Uzan'ın takımı olarak hatırladığımız İstanbulspor'un adı bile geçmiyor, Süper Lig'de birden fazla sene oynamış Göztepe, Malatyaspor, Vanspor, Erzurumspor, Sakaryaspor, Adana Demirspor, Elazığspor'un esamesi bile okunmuyor ve bu durum tüm kulüpler için geçerli tek bir eksiklikten kaynaklanıyor: Para!
2005 yılında Bağış Erten durumu böyle özetlemiş, dediğim gibi sadece aktörler değişmiş, futbol kendi dinamiğinde ilerliyor ama farkında olmasak da birşeyler yok oluyor.

Futbolda batık gemiler modası / Bağış ERTEN / 23.06.2005

"Gözümüzü transfere dikip oradan gelecek haberlere odaklanmış durumdayız. Bu yüzden başka ne söylense iki kulak arasından ışık hızıyla geçiyor. Oysa sesi kulağımıza ulaşmasa da futbolumuzda tehlike çanları çalıyor!
İsmail Uyanık geçtiğimiz günler içinde Samsunspor başkanlığından istifa etti. Çok beklenilen bir tavır değildi bu. Futbolumuzun kurumsallaşmış kulüplerinden birinin 'kurumsal' başkanı neden bırakıp gidiyordu? Pek
kimse sormadı, kimse dinlemedi...
Oysa SOS vermeye bir süre önce başlamıştı Samsun. Önce Ertuğrul Sağlam giderayak altını çizdi gerçeklerin. Çok zor koşullarda, ağır maddi sıkıntılar içindeydi kulüp, değil transfer yapmak halihazırdakilerin paralarını bile ödeyemeyecek gibi duruyordu. Arkasından 2 Haziran günü İsmail Uyanık bir yerel televizyonda ilginç bir fikir ortaya sürdü. "Kulübün Süper Lig hakkını satışa çıkaralım" diyordu Uyanık. Bunun nedeni basitti: 22.5 milyon borcu vardı Samsunspor'un ve 15 milyon dolara 2A'daki bir takımla yer değiştirdikleri takdirde bir ihtimal toparlayabilirlerdi. "Şehirden yardım bekliyorum" diye ekledi Uyanık. Ama bir ses gelmedi ve belki de bir futbol kurumumuz da daha çöküşün başlangıcı işte böyle başladı.
Oysa daha geçen sene içimizi kanatan bir İstanbulspor öyküsü izlemiştik. 'Hayrına' oynayıp Süper Lig'e tutunan bu onur mücadelesinin ne kadar nafile olduğunu ise bu sene anladık. Sessiz sedasız veda etti Sarı-Siyahlılar. İbret geçirmez algımız yine bana mısın demedi.
Daha bir ay önce Göztepe'nin Üçüncü Lig'e düşüşünü de şaşkınlıkla izlemiştik. Hatta Nottingham Forest'le benzerlikler kurmuş, Fuar Şehirleri Kupası yarı finalisti, Adnan Süvari'nin Göztepe'siyle Brian Clough'lu Avrupa şampiyonu Nottingham'ın yitmesine ortak ağıtlar yakmıştık. Giden bir tarih değildi sadece bir anlayış, bir felsefeydi. Lakin biz, bir hafta sonra yine 'giden ağam, gelen paşam' moduna geçmiştik bile.
Futbolu ekonomist ağızlara sakız ettik edeli bunlar başımıza gelip duruyor aslında. Fiorentina iflas ediyor, Napoli sefilleri oynuyor, Leeds batıyor, Dortmund sallanıyor... Endüstri diye kodlayıp yücelttiğimiz oyun her geçen gün bir fire veriyor.
Peki biz ne yapıyoruz? Sadece seyrediyoruz. Oysa seyirlik olan şey, sadece oyunun kendisi ve oyunun etrafında dönenler 'piyasanın görünmez eli'ne bırakılmayacak kadar tehlikeli.
Türkiye'nin İstanbul ve Ankara'dan sonra gelen beş büyük şehrin tek bir takımı bile yok Süper Lig'de: İzmir'in takımları geçen sene birbirlerini yemekle meşguldü. Bu sene en iyi derecelerini 2A'da 11. olan Altay aldı. Bursa 2A'da yeniden Süper Lig'e dönmek için debeleniyor. Adana takımlarından Adana Demirspor direniyor kendince, ama Adanaspor ise hepten kilit vurmayı düşünüyor kulübün kapısına. Eskişehir 2A umutlarını başka bahara erteledi. Antalya 2B'ye düşmemeyi kendine asıl hedef bellemiş... Tüm bunlar bize bir şey anlatmıyor mu? Tamam futbol ilk günler saflığını kaybetti ve biz de bunu kabullendik. Artık yeni çağ futbolu oynuyoruz. Bu da kabul. Ama bir şeyler böyle yitmeye devam ederse geriye kalan oyunu gerçekten seyretmek isteyecek miyiz? Ben bundan emin değilim.
Durum vahim yani. Bu yüzden diyorum ki, hazır futbol gündemimiz dolu değilken biraz bunların üzerine düşünelim. 'Ne yapmalı'ya biraz kafa yoralım. Şunu da hiç unutmayalım. Bu hastalık hiç de küçük takımlarla sınırlı bir illet değil. İnanmayan Dortmund'a sorsun. Hatta kısa bir Florya turu bile bize kritik eşiği gösterecektir. Sözün özü: Transfer şehveti, büyük oynama hırsı, kazanma egosu derken oyun bambaşka bir hale geliyor hızla. Buna da futbol kapitalizmi diyorlar. Bu sözü duyunca cebi para, ağzı puro dolu zevat bir güzel sırıtıyor şimdilerde. Sanki pek matah bir şeymiş gibi..."

1 yorum:

KANDIRALI dedi ki...

adam yazmış aga. daha ne denirki. gerçek acıdır

Related Posts with Thumbnails