23 Aralık 2008

Bucaladılar Beyinleri!


Son zamanlarda iyice araştırmadan, en azından birkaç yere acaba yazılmış mı? diye bakmadan post girmediğimi fark ettim. Bunun sonucunda aslında zaman buluyor olsam da girdiğim post sayısındaki azlık bir kez daha canımı sıkar oldu. Takip ettiğim diğer bloglarla birlikte kendi bloguma döndüğümde aynı başlığı defalarca görmek benim bile birkaç seferden fazla geri dönmememe neden oluyor. Sonuçta laf olsun diye post girmenin anlamı yok ama aklımdan burada paylaşabileceğim birçok şey geçerken bunları yazıya dökmeye üşenmek de kendime yakıştırabildiğim bir hareket değil. Bu üşengeçlik yoğun iş temposunun getirdiği yorgunluktan da kaynaklanıyor olabilir. Yine de bir süreliğine, daha az düşünüp, çok fazla hakim olmasam da sadece canım istiyor diye post girmek istiyorum. Aslında bunun temel nedeni ayrıntılar konusunda gereğinden fazla hassas olmamdan kaynaklanıyor. "Yahu arkadaşım boşver şimdi onu!" lafını çok duyuyor olsam da huylu huyundan vazgeçemiyor ve bu blogu da ayrıntı deliliğimin yansımalarından biri olarak görüyorum.
10 yıllık İzmir maceramın ardından işle ilgili durumlardan dolayı 2 aydır İzmitteyim. 1 yıl Alsancak, 9 yıl da Buca'da yaşadığım İzmir'de Kocaelispor'un deplasmana geldiği Altay, Karşıyaka, İzmirspor gibi maçların haricinde tek bir maça gitmişliğim yok. İnsan elindekinin değerini kaybedince anlar misali şimdi düşündüğümde futbolu bu kadar seviyor olmama rağmen neden bu kadar ilgisiz kaldığıma pek anlam verebiliyor değilim. Alsancak'ta Alsancak Stadı'na, Buca'da Buca Stadı'na yürüme mesafesinde oturmaktaydık hatta orada olduğum dönemde Fenerbahçe ile bir hazırlık maçı oynamak üzere Juventus bile İzmir'e geldi. Be adam merak et de git bir izle Nedved'i, Del Piero'yu! Şehir dışına çıkma şansım çok fazla olmayan ve Körfezimizin tepe taklak gittiği bu dönemde bu tip üst düzey takımları izleme şansım bir süre daha olmayacak. Okay Karacan NTV'de iken programlarından birinde Gaziantepspor-Roma maçlarından bahsetmişti. Yanında kim vardı tam hatırlayamıyorum, Murat Kosova olabilir. Bu maçların Gaziantep ayağından bahsederken tribünlerin boşluğuna ve maça olan ilgisizliğe dikkat çekiyordu. "Sonuçta futbolu çok seven bir milletiz ama Roma ayağınıza kadar gelmiş, insanlar acaba bu Totti neye benziyor diye hiç mi merak etmezler? Her hafta gelmiyor ki!" diyordu Karacan. Benimki de o hesap. Kendimi bildim bileli futbol hayatımın en önemli parçalarından birisiydi ama her zaman bu kadar bilinçli olduğumu söyleyemem. Diğer İzmir takımlarının maçlarını neden izlemediğimi düşününce de kendi desteklediğim takımı izleyemiyorum, başkalarını izlesem ne olacak? tarzı bir düşüncem olduğunu zannediyorum, bir nevi kadere isyan durumu diyebiliriz ama Bucaspor'un maçları olan günler stadın önünden geçerken içeriden duyduğum coşkulu tezahüratlara ve pozitif havaya özenmiyordum desem yalan olur.

Forbes Köşkü


Bilmeyenler için açıklayayım. Buca, hakkında çok güzel hikayeler olan, zamanında insanların kafalarını dinlemek için ikinci evlerini bulundurdukları, rakımı diğer semtlere göre biraz daha yüksek ve günümüzde 9 Eylül Üniversitesi'ne ev sahipliği yapması dışında çok da fazla sosyal imkan barındırmayan bir İzmir semti. Yazılı olarak bir yerde görmemiş olsam da, orada yaşarken yaşı kemale ermiş amca ve teyzelerden duyduğum birkaç küçük anektod var.
Bunlardan biri Kurtuluş Savaşı döneminde, savaşın bitmesinin hemen ardından Rumların kaçması ile ilgili. Semtte evleri olan Rumlar savaşın sonlanmasının hemen ardından birer birer evlerini terk etmişler. Geriye kalan Türkler de imkansızlıkların hat safhaya ulaştığı o günlerde onların terk ettikleri evlere girip sahiplenmişler. Kanun nizam olmayan bir dönemde boş bulduğu eve dalanlar ev sahibi olmuşlar yani.
Bir başkası Buca Köprüsü ile ilgili. İzmir'in troleybüs dönemi ben gittiğimde çoktan nihayete ermişti. Troleybüslerin çalıştığı dönemlerde elektrik kesildiği için taşıtların yolda kalması gibi olayları tüm İzmirliler bilir. Buca'dan diğer semtlere çalışan troleybüsler Buca Köprüsü'nden geçmeden önce durup bütün yolcuları indirirlermiş çünkü şöförler (troleybüs kullanan kimseye ne ad verilir bilemedim, isteyen pilot veya kaptan da diyebilir) köprünün troleybüsün yolculu ağırlığını taşıyamayacağından endişe ederlermiş. Bütün yolcular inip var güçleriyle köprünün diğer ucuna koşarlar, özellikle oraya kadar oturarak gelenler tekrar oturacak yer bulma telaşına girerlermiş. Herkesin binmesi ile de troleybüs tekrar hareket edermiş.
Sonuncu hikaye de Buca'nın arka caddesi olarak tanımlayabileceğimiz Forbes ile ilgili. Osmanlı döneminde ticaretle uğraşan hristiyan azınlıklar "Levanten" olarak tanımlanıyor. Ege Bölgesinde yaşamış en ünlü levanten ailelerden biri de Forbes ailesi. Hali hazırda Buca'da tarihi bir köşkü bulunan Forbes ailesi döneminin en zengin ailelerinden biriymiş. Mr.Forbes (ailenin babası olsa gerek, bu hikaye -aslında hikaye değil yaşanmışlık- da 9 Eylül Üniversitesinde bir öğretmenimizden yadigardır) Buca'da bulunan onlarca dönümlük üzüm bağlarını işler ve özellikle yurt dışına satarmış. Buca'da hala bulunan ve yakın zamanda metro hattına dönüştürülecek olan tren yolunu da bizzat kendisi Buca'ya kadar getirmiş ve üzümlerini bu yolla Alsancak Limanı'na kadar ulaştırıyormuş. Bu hat sonraları yolcu taşımacılığı için de kullanılmış ve Aydın'a kadar uzanmış. Bugün 9 Eylül Üniversitesi Eğitim Fakültesi içinde bulunan dekanlık binası da Forbes ailesinin evlerinden biriymiş. Tabii tarihçi olmaktan bilmem kaç ışık yılı uzağım, bilgi sahibi olan rahatlıkla çürütebilir de ama benim duyduğum bu dekanlık binasının Forbes ailesine ait olduğu, başka kaynaklarda ise Rees Ailesine ait olduğu ve adının Rees Köşkü olduğu belirtiliyor. Bu belirsizliğin ortadan kalkması için yetkilileri göreve davet ediyorum ya da etmiyorum ben hocama inanırım. Forbes ailesi ülkeyi terk ettikten sonra da (Tam tarihini bilemiyorum) anılarına ve Buca'ya kattıklarına saygı duyularak bu caddeye onların adı verilmiş. Bu ailenin temsilcileri halen ABD'de yaşamaya devam ediyorlarmış.
Yine rahat duramayıp Buca Belediyesi web sitesinden edindiğim bilgiye göre Şirinyer Hipodromu'nun tarihi de bölgede levanten nüfusun yoğun olduğu günlere denk geliyor ve sitede şu şekilde açıklanıyor;
"Tren yoluyla bağlantılı olarak bir başka gelişmede 1856 Paradiso(Şirinyer)-Buca arasındaki bir düzlükte, Bornovalı Whittall ve Bucalı Rees ailelerinin öncülüğünde yaptırılan at koşusu alanındaki yarışların, tren yolunun yapımından sonra muntazam olarak başlatılmasıdır. Atlara meraklı Sultan Abdülaziz Mısır' a yaptığı geziden dönüşünde İzmir e uğramış ve 24 Nisan 1863 te Buca ya gelerek at yarışlarını seyretmiştir. Hristiyan toplumun bu dönemdeki etkinliğini gösteren bir olay da Devlet Başkanının bu gezisinde İzmir de kaldığı üç geceden ikisini Bornova da Charleton Whittall adlı İngiliz ailesinin malikanesinde, birini de Buca da Dimonstanis Baltacı adlı Rum ailesinin malikanesinde geçirmiş olmasıdır."

Tarih dersimizin ardından tekrar beden eğitimine dönelim ve sözü Bucaspor'a getirelim. Vakti zamanında Buca'ya yapılmakta olan yeni stad ile ilgili birşeyler yazmıştık. Stadın yapımı sürüyor, Bucaspor da yeni stada yeni lig yakışır felsefesi ile uçar ayak devam ediyor yoluna. Teknik direktör Kemal Kılıç genç oyuncular ile tecrübelileri çok güzel harmanlamış ve bulunduğu ligin üzerinde bir takım çıkmış ortaya. Ankaragücü'nde iken özellikle serbest vuruşlarından hatırladığımız Yılmaz Özlem gibi tecrübeli oyuncuların yanında, Ümit Milli Takım Kampı'na davet edilen 20 yaşındaki orta saha Bekir Yılmaz, bir başka orta saha 22 yaşındaki Ozan İpek, geçtiğimiz yıl Altay'dan hatırladığımız yine 22 yaşındaki 1.95'lik forvet Mehmet Batdal gibi isimler Bucaspor'a güzel günler gösterecek gibi görünüyor. Son haftalarda yedek ağırlıklı kadrolarla sahaya çıkıyor olmalarına rağmen şu anda 19 maçta 45 puan toplamış durumdalar ve en yakın takım Tarsus İdman Yurdu'nun 10 puan önünde klasman gruplarına kalmayı garantilediler. Bu gidiş devam ederse Buca'nın Bank Asya'ya çıkmaması için hiçbir neden yok hatta Körfez Belediyespor ile birlikte Bucaspor Bank Asya'ya çıksa şahsım adına çok sevindirici bir olay olur. Kemal Kılıç tek hedefinin şampiyonluk olduğunu ve şimdilik bir takviyeye ihtiyaç duymadıklarını söylüyor. Buca'nın performansı Ege ve Akdeniz takımları ağırlıklı grupta çok dikkat çekici olsa da aynı tempoyu bir üst aşamada sürdürüp sürdüremeyeceklerini zaman gösterecek. Alt yapı zenginliği sayesinde istediği çıkışı yakalayabilirse devamını getirebileceklerini düşünüyorum, umarım yanılmam.
Bu arada başlık Bucasporluların maçta kale arkasına astıkları bir pankarttan alıntı. Benim çok hoşuma gitti. Maç görüntülerinde dikkatimi çektikten sonra Tribün Dergi'den bir fotosunu bulup çalma şansım da oldu.


Bucaladık Beyinleri!

5 yorum:

KANDIRALI dedi ki...

izmir takımları maçlarına nası gitmezsin :p ankaragücü maçlarına giderdim ben ankarada hatta şimdiki oftaş eskiden asaşken gitmiştim bikaç maçına. deplasman tarafına girerdik =)

şu troleybüs hikayesi çok iiymiş heheh koşturup duruyodur millet =)

çok iyi gençleri var buca nın, yalnız hocaları erdoğan arıca'ya benziyor. inş. sadece fizikseldir benzerlik.
yılmaz özlem cmde çok fena goller atardı =) pankartta çok güzel.

körfez belediye çıkamaz gibi geliyo bana. gerçi öbür takımları değil ama bizi izledim çok dandik oynuyorlar. o takım çıkarsa pek umutlu olmaz yukarda :/

dchetin dedi ki...

Buca ve Karşıyaka, İzmir'de merkezden coğrafi ve tarihi olarak ayrı olan iki bölgedir. İkisi de ağırlıklı olarak Levanten yerleşimleri ve sayfiye yerleri olarak görülmüştür. Merkezdeki yoğun ve hızlık yaşam buralarda sakinliğe ve yaratıcılığa dönmüştür. Gerçi, şimdilerde buralarda metropol alanda kalmaktadır. Kemal Kılıç 2002'de KSK'yi çıkardığı gibi bu sene de Buca'yı çıkartırsa güzel iş yapar. Taraftarı da dandik değildir Buca'nın. Karşıyakamızdan artısı üniversitesi ve stadı olmasıdır, eksisi ise denizi ve vapuru bilmezliğidir.

Robaggio dedi ki...

sorma Gökmen pişmanım aslında ama geçti artık önümüzdeki maçlara bakıcaz :)
o troleybüs hikayesini bir de anlatan tonton teyzeden duysan "koşardık, koşardık, koşardık" :)
belediye bozdu kendini son dönemde gerçekten ama uzun zamandan beri ilk defa bir Kocaeli takımı yukarılara bu kadar yaklaştı, o yüzden çıksalar iyi olur diyelim..

@Çetin, Karşıyaka'nın tarihini pek bilmem, benzermiş demek ki.. Orası başka bir yer gerçekten ve dediğin çok doğru..Bucadayken "yahu biz nasıl İzmirde yaşıyoruz deniz gördüğümüz yok" dediğim çok zamanlar olmuştu..Karşıyaka çarşıda çalıştığım dönemde de Bucaya pek dönesim gelmezdi açıkçası, o yüzden benim de tercihim Karşıyaka olur..

ziggytheking dedi ki...

Durup durup böyle turnayı gözünden vurduğun ve bei nefeste okunan yazılar yazmaya devam üstat. Abimin de DEÜ'de okuması vesilesiyle çok ziyaret ettiğim bir semtti Buca. Maziyi canlandırdın sağol, varol!

Robaggio dedi ki...

gözümsün Semih, sen sağol, varol...
DEÜ'de okuyan ya da bu şekilde abi, abla, amcoğlu :) vesilesiyle yolu Buca'ya düşenler hep aynı şeyi söyler, sosyal imkan yok desem de okuduğum dönemde yaşadıklarım benim için de hatırlanası günlerdi..
(uzun zamandır post girmeye direnen vefasız DEU dostum Ceyhun'a da selam olsun)

Related Posts with Thumbnails