14 Aralık 2008

Rodrigo Barbosa Tabata ve Diğerleri


Anlaşılan biz her maçtan sonra rakip takımın futbolcularını övmeye devam edeceğiz. "Tek bir oyuncu bir takım için ne ifade edebilir?" Sorusunun yanıtını bugün Tabata verdi. Tabii diğer G.Antepli oyuncuların haklarını yemeyelim, takım olarak çok üstün bir oyun sergilediler ama sonuca giden ve gitmeyen her atakta en etkili isim olarak Tabata dikkat çekti.
İstiklal Marşı'nın hemen ardından nerede otursak daha iyi izleyebiliriz? Yer değiştirelim uğur olsun sohbetleri içinde henüz ısınma aşamasındayken 16.saniyede bulduğumuz golle maça 1-0 önde başladık. Açıkçası bir gol atacaksak bunun ilk 5 dakikadan önce olmasını istemem, yine seviniyoruz mutlaka ama ısınma turları futbolcular için olduğu kadar biz taraftarlar için de var. Top biraz dolaşacak bir kaç kere kesilecek ki gol geldiğinde değerini daha iyi anlayalım.
Son haftalarda eski görüntümüzü geride bırakıp başarılı maçlar çıkarmaya başladığımız için G.Antep'in gücünü ve Tabata'nın kalitesini biliyor olmamıza rağmen umutluyduk. Trabzon'a karşı hatırı sayılır bir futbol ortaya koymuş, son iç saha maçımızda da yine kolay lokma diyemeyeceğimiz bir takım olan Konyaspor'u 3-0 gibi net bir skorla mağlup etmeyi başarmıştık. Üstelik alt sıralardaki 5 rakibimiz de haftayı puansız kapatmış, maç bir nevi 15 bonus puanlık hale gelmişti. Henüz ilk dakika dolmadan bulduğumuz gol ile umudumuz bir parça daha arttı. Rakip güçlü olsa da -futbol bu ya- belli ki bugün günlerinde değillerdi. Üst düzey bir lig maçında atılan bir golün bile ne kadar önemli olduğunu da çok iyi biliyorduk hatta yediğimiz ilk gole kadar olan bölümde G.Antep'in auta attığı bir topun ardından kalecimiz Serdar klasik tozluk düzeltme hareketlerini yapmaya başlamıştı. Henüz çok erken olmasına rağmen oyunu soğutmak faydalı olabilirdi. Golün şokunu kısa sürede üstünden atan G.Antep'li oyuncular en iyi yaptıkları iş olan dar alanda seri paslaşmalarına başladılar. İşin aslı bu konuda kendilerini çok fazla üzmelerine gerek yoktu çünkü Kemal ve Umut Kekilli'den oluşan orta sahamızın göbeği, solda ve sağda yine iki ofansif isim Murat Hacıoğlu ve Serhat Akın'la birleşince top kapmak gibi bir şansımız olmadığı açıkça görülüyordu. Tabii bu futbolcularımıza ofansif deyip gerçek ofansif oyunculara hakaret etmeyelim asıl demek istediğim ofans yönlerinin defans yönlerinden daha iyi olduğu yoksa Serhat Akın dışındakilerin hücum etmeyi falan da bildikleri yok. Bir iki başarısız denemenin ardından Murat Hacıoğlu'nun hiçbir şekilde savunmaya destek verme şansı olmayan sol kanadımızdan etkili ataklar gelmeye başladı. Ceza sahasına kesilen topa Ivan De Souza'nın yaptığı kafa vuruşunu maçın adamı(!) Musa Büyük bir kaleci edasıyla eliyle engelledi ve kabus başladı. Zamanında amatör olarak futbol oynamış olsam da, profesyonel bir futbolcu nasıl bir ruh haliyle ceza sahası içinde iki elini yanlara açıp sıçrar anlamam mümkün değil. Pozisyondaki bir başka şanssızlığımız da top kaleye değil altıpasa yönelmiş olduğu için Musa'nın kırmızı değil sarı kart görmüş olmasıydı. Malumunuz bir futbolcunun varlığı yokluğundan daha fazla zarar veriyorsa hiç olmaması daha hayırlıdır ama maalesef bu dileğimiz gerçekleşmedi ve biz Musa'ya 90 dakika tahammül etmek zorunda kaldık. Tribünde yüzlerce kişinin açık ve net bir şekilde gördüğünü Yılmaz Vural gibi bir duayen ((!)) nasıl görmez sorusunun yanıtı Umut'un yerine Semavi varken Sergio'nun girmesi ile belli oldu. İkinci yarı yapılan Ahmet Dursun-Adem Çalık değişikliği de üstüne tuz-biber ekti. Çıkardığım sonuç ya biz istisnasız hiçbirşey bilmiyor ve görmüyoruz ya da Yılmaz Hocamın biz fanilerin sahip olmadığı çok gizli doğaüstü güçleri var. Bunların dışında bir neden ile Fran Sergio denilen koca popolu, esmer insanın bir Süper Lig kulübünde nasıl oynayabildiğini açıklamamız mümkün değil.

Penaltıyı gole çevirmesi ile Tabata Show başladı. 2.gole kadar yine aynı G.Antep paslaşmalarını, Tabata'nın yerinde buluştuğu topları, yerinde attığı pasları, kaptırmadığı topları izlemeye devam ettik ve 22.dakikada Tabata'nın ayağından göz göre göre geliyorum diyen gol gerçekleşti. Daha sonra 3 kişinin tutamadığı Beto'nun yaptığı kafa vuruşu ile 3-1 skoru ilk yarının sonucu oldu.
İkinci yarıya bir parça daha toparlanmış bir şekilde çıkacağımızı biliyorduk, öyle de oldu ama herşeyiyle bitmiş bir takım ne kadar toparlanabilirse o kadar toparlanmıştık. 3-2 yapabilsek bir umut olabilir diye düşünürken hayallerimizi yıkan isim yine Tabata oldu. G.Antepspor'u İnönü'de oynadığı Beşiktaş maçı ve bu maç olmak üzere iki kere canlı izledim. Tabata o maçta çok etkili değildi. Bizim maçımızda çok etkili bir oyun sergilemiş olmasının nedenlerinden biri de bomboş bırakılmış olmasıydı. Tabii Tabata'nın müthiş yeteneğine ve kalitesine lafım yok ama top kullanmayı bilen herhangi bir adamı bu kadar boş bırakırsanız topu filelerden toplamak zorunda olduğunuz da bir gerçek. Yine de bu tip bir oyuncunun Süper Lig'deki istisnasız tüm kulüplerde rahatlıkla ve üst düzey bir oyun sergileyebileceğinde sanırım hepimiz hem fikiriz. Onu Santos'tan getirip takıma kazandırmayı başaran G.Antep'li yöneticileri de tebrik etmemiz gerek.
Skor 4-1 olunca bir maçımızı daha hakemin düdüğünden önce kafamızda bitirdik. Rakibin oyunu rölantiye almış olması nedeniyle geliştirdiğimiz birkaç cılız atak karşı kaleye varmadan eridi gitti. Amaçsız hale gelen maçta atılan karşılıklı birer gol, ilk yarının iç saha maçları defterimizi moral bozukluğu ile kapatmamıza neden oldu.
Bundan sonra ne olur? Açıkçası dertlerin bini bir para. Takımdaki oyuncuların kalitesizliğinden dem vursak yerlerine çok sağlam ve çok sayıda transfer lazım. Hepimiz biliyoruz ki takımları sürükleyecek nitelikte kaliteli oyuncuları devre arasında bulup çıkarmak kolay bir iş değil. Geçmişte Hikmet Karaman teknik direktörümüz iken devre arasında bulunup getirilen Alex Iordanov, Zdravko Lazarov gibi isimler o yıl mucizevi bir şekilde ligde kalmamızı sağlamıştı. Şimdi tekrar buna benzer mucizelere ihtiyacımız var ama bu kez yönetime de hiçbir şekilde güvenimiz ve inancımız yok. Engin İpekoğlu gibi bir teknik direktör ile sezona başlayıp, izlemeden, bilmeden Jestrovic, Cesar, Patrice, Dusan gibi oyuncular ile yabancı kontenjanını dolduran bir yönetimin kapasitesi tartışmaya çok açık. Yerli transferleri zaten saymıyorum, neredeyse hepsi fiyasko. Dolayısıyla bu yönetimin yapabiliritesi çok kısıtlı ve kredisi tamamen tükenmiş durumda. Yeni bir yönetim gelirse de bu kadar kısa sürede yapabileceği çok fazla birşey yok. Takıma uyum sağlaması beklenmek zorunda olunan transferler ve belki yeni bir hoca fayda getireceğine zarar da getirebilir. Bu sezonu bu şekilde acıyla, kahırla, üzüntüyle izlemeye devam etmek durumundayız. Frenleri boşalmış bir kamyon gibi yokuş aşağı gidiyoruz, yolun sonu uçurum biliyor olsak da henüz varmadığımız için endişe katsayımız şimdilik tavan yapmadı. Meşhur "matematiksel" şans devam ettikçe de çıkmadık candan ümit kesilmez edebiyatına devam edeceğiz, gittiği yere kadar.
Çok karamsar gibi görünüyor, biliyorum ama gözlerimin gördüğü fiziksel, kimyasal, biyolojik, sosyal, psikolojik gerçekler bunlar ama yine de şükür "matematiksel" değil...

6 yorum:

Şen Şef dedi ki...

Robaggio maçı seyredemedim, güzel uzun özet yardımcı oldu ama.

Yılmaz Vural konusunda ben fazla iyimserdim belki de, bu kadar senedir tanımamıza rağmen. Ama geri dönüp Engin İpekoğlu ister miydin onu da bilemedim. Az daha iyi bir kadroyla hala ikinci yarı güvenirim Vural'a. Lakin bekara karı boşamak kolay demişler, bu da o hesap, ama TD değiştire değiştire zaten başarı da zor. Gelen ne yapacak bu vakitten sonra. Sadece eğer oyuncuların YV'dan sıtkı sıyrıldıysa yapacak birşey yok.

Malesef transferde isimi cisime tercih etti sizinkiler. Sanki bütün takım tanınmış olunca kıyak yapıp 2. lige düşürmezlermiş gibi. Hacettepe gibi takımlar örnek oluşturmalı artık. Doğru dürüst araştırmalarla aç, genç kadrolar oluşabiliyor. Sonra da 8 vasat yabancı yerine 3-4 adam gibi görev adamı... Neyse fm değil tabi bu, ama sezon başından beri köy poster gibi meydanda, hiçbirşey de değişmiyor...


Bir de Alex, Lazarov'u filan Güvenç Kurtar getirmemiş miydi? Saçma tabi benim kalkıp da sana bunu demem ama aklımda öyle kalmış. Yoksa Ahmed Hassan-El Saka ikilisi miydi onun getirdikleri Körfez'e?

Robaggio dedi ki...

Sevgili Şen Şef, Yılmaz Vural ilk geldiğinde biz de ümitsiz sayılmazdık aslında, sonuçta Engin İpekoğlu ile kıyaslanamaz bile..İlk günlerinde fena da değildi ama son haftalarda iyice zıvanadan çıktı..
Semavi genç ve koşan bir oyuncu ayrıca çok üst düzey olmasa da oyunun iki yönünü de oynayabiliyor ki ben olsam Kemal'i bile kesip onu oynatırım ama Yılmaz hoca onu sonradan bile almıyor oyuna. Onun yerine oynattığı Umut'un yürüyecek hali yok..Bir pozisyonda Umut sakatlandı bütün tribünler Semavi, Semavi diye inledi ama Yılmaz hocam gitti futbol özürlü Sergio'yu aldı oyuna, bu adam futbolcu falan değil, hiçbir özelliği yok..Ahmet Dursun'u oyundan aldığında da yine tribünler Ahmet Dursun diye inledi Ahmet de alkışlayıp direk soyunma odasına gitti çok bozuldu, muhteşem değildi bugün ama yine de Adem'le kıyaslanamaz bile dolayısıyla bu saçma sapan tercihleri yüzünden veya başka nedenlerden dolayı YV ile oyuncular arasında bir gerginlik olduğu açıkça görülüyor..Zaten Semavi'ye takmış durumda hiçbir şartta sokmuyor oyuna hem de bu kadar ihtiyaç varken..
Değişiklik para eder mi dersen bence de bu iş boyuna TD değiştirmekle olacak iş değil ama bu durumun da ya kendi içinde ya da yönetim marifetiyle çözülmesi gerek ama yönetimimiz o kadar basiretsiz ki hiçbirşeyi çözemedikleri gibi bunu da çözemezler muhtemelen, iyice bok ederler...
Transfer konusunda da %100 haklısın adını duydukları adamı transfer ettiler..Yabancıların hepsi tavsiye üzerine alındı zaten üçü Mirkoviç, biri Mosheau biri de Güvenç Kurtar referansıyla geldi, sonuç da böyle oldu..Bu arada yorum da biraz post tadına geldi ama yaramı deştin, yazmam lazım :)
Geçtiğimiz yıl bu yıl harcanan paranın belki onda belki yirmide belki de abartısız otuzda birine kurulan takım bank asya şampiyonu olmuştu ama o zaman bir fark vardı.Geçtiğimiz yıla teknik menejer olarak başlayan Kayhan Çubuklu bulmuştu bütün oyuncuları, bu adam bir acayip adamdır, bütün genç, amatör, 2.-3.lig maçlarını gidip bizzat izler ve cevheri görür..Sonra Fuat Yaman'ı kovup yerine TD olarak onu getirdiler, anladık ki teknik menejerliği kadar iyi bir TD değilmiş, olabilir, sonuçlar fena olmasa da çok berbat bir futbol vardı, olmadı, sonra küstürdüler adamı takıma o da çekti gitti, küstürmeselerdi abartısız söylüyorum bu yıl ligi sallardık ama herşeyi bilen adam Serhan Gürkan gitti Engin İpekoğlu'nu getirdi, sonuçta bu noktaya ulaştık..(daha fazla uzatmayayım:))..
Alex ve Lazarov Hikmet hoca zamanında gelmişti..Güvenç Kurtar zamanında gelenler Mısırlılar Ahmed Hassan, Ayman Abdelaziz ve Methad Abdelhady adında bir adamdı, El Saka hiç oynamadı bizde..
Çok zaman oldu tabi, hatırlamamak gayet doğal..

Ege G. dedi ki...

ben de Alex ve Lazarov'u Güvenç Kurtar diye önerdi diye hatırlıyorum. Bir aralar Bulgaristan liginin gediklisiydi.
Bizim kaçan Yugolarla ilgili bir anekdotum var. Kısa süre önce futbol hastası Sırp bir gazeteciyle tanıştım. Hemen bizim Sırpları sordum tabi. Jestrogol deyince, "OOOO, süper topçudur," dedi yere göğe sığdıramadı. Epey seviyorlarmış keratayı hakkaten. "Duşan" dedim, "Kızılyıldız için hayalkırıklığı oldu. Ondan umutluydular ama vasat çıktı" dedi. Tutoriç'e de "fena değil" dedi. Mirkoviç gibi Kocaelspor tarihine geçmiş, zamanından cebinden para çıkarmış vermiş bir oyuncunun tavsiye ettiğine inanmıyorum ben bu oyuncuları. Yarım ağızla sormuşlardır, o da olumsuz bir şey dememiştir belki. Kötü çıkınca da ihale ona kaldı tabi, iyi çıksalar bir sürü insan çıkardı "ben getirdim" bunları diye.

Robaggio dedi ki...

güvenç kurtar ve hikmet karaman arka arkaya çalıştığı için kafamız karıştı sanırım..ben de karaman döneminde bu iki oyuncunun da olduğunu biliyorum ama tam transfer oldukları dönem net olarak gelmiyor aklıma (daha doğrusu geliyor ama %100 emin değilim)..biraz araştırma yapıp şunu buldum..
http://www.milliyet.com.tr/2002/06/09/spor/spo18.html
buradan yola çıkarsak sanki karaman zamanı gibi ama karaman'ın başka bir röportajında bizzat kendisi bizim dönemimizde sadece alex ve timko alındı diyor..ama kesin ikisinden biri :)
abi sırplardan geçmişte en çok parlayanı jestroymuş tabi heralde o adam geçmişe istinaden demiştir iyi diye yoksa bizim izlediğimiz adam yürümekten acizdi..
Mirko'nun nasıl alet olduğu gerçekten şaşırtıcı ama işin içinde bizim başkan olunca oradan herşey çıkar, aynen dediğin gibi olmuş olabilir..adamlara sözleşme imzalatmıştır sonra mirkoya nasıl demiştir, o da iyi demiştir hop tavsiye etti olmuştur..
artık bu yönetimin tek sözüne inanamıyoruz maalesef..
paylaştığın için teşekkürler..

Adsız dedi ki...

Ben birebir şahit olduğum bir olayla transfer ciddiyeti konusuna değinmek istiyorum. Biraz uzun olacak ama okumanızı tavsiye ederim. Neden bu durumlarda olduğumuzun sebeplerinden biri.
Abimin bir arkadaşı var. İzmitli bir ailenin oğlu. Dedesinin ismini duyduklarında hala birçok kişi kalkıp ceketini ilikler. Ailesinin hemen tamamı İzmit ve civarında oturuyor.
Çocukluğumdan beri tanırım, buralara geldiği zaman görüşmeye çalıştığım bir büyüğüm.
Bu kişi birkaç yıl önce üst düzey bir profesyonellik kariyerine nokta koyup futbol işine girmeye karar verdi. FIFA lisansı aldı, bazı yurtdışı firmalar ile ortak iş yapıyor.
Buraya kadar bilindik mevzu. Ancak, 2 önemli nokta var. İlki, Türkiye'de oturmasına rağmen sadece yurtdışındaki kulüplere oralarda hizmet veriyor. İkincisi futbolcu temsil etmiyorlar, kulüpler adına araştırma yapıp, gene onlar adına transfer gerçekleştiriyorlar. Yönetim danışmanlığı da yapıyorlar.
Kendisi ile yaklaşık 1 yıl önce görüştüğümde neden Kocaelispor'a yardım etmediğini sordum, gülerek şu olayı anlattı.
Bu işlerde tecrübe kazandıktan sonra bir gün Kocaelispor'un kapısını çalmış. Kendini ve ortağı firmaları tanıtmış ve şu teklifi yapmış.
"Transfer bütçeniz ve oynadığınız lig itibarı ile size çok fazla yardımcı olamam. Futbolcu da temsil etmiyorum. Ama ortaklarım ile çok geniş bir coğrafyada iş yapıyoruz ve her ülkede dürüst bağlantılarımız var. Buna bağlı olarak çok büyük bir bilgi bankasına sahibiz. Transfer dönemlerinde almayı düşündüğünüz yabancı oyuncu olursa bana bildirin, elimdeki bilgileri ve bizim ağ içinden canlı izlenmişse maç raporlarından bölümleri size iletirim. Bu şekilde isabet oranınız artar. Karşılığında para da istemem, oyuncu da önermem. Yoksa bir çok kişinin aklına türlü şeytanlık gelir, ailemin adını böyle bir ortama çekmem."
Aldığı cevap "Senin gibi kaç tanesi bizde maaşlı çalışıyor biliyormusun?"
O gün Kocaelispor defterini kapatmış.

Bir gün kendisini ziyaret ettiğimde bana bilgi bankasını göstermişti. Bu kadar yıldır CM ve FM oynarım, hayatımda bu kadar detaylı bir hazine görmedim. HEle o maç raporlarını görmeniz lazım.
Elimizin altında böyle bir imkan var ve biz kullanmaktan aciziz.
Kendisinden zorla izin alarak bu olayı yazıyorum. Kendisi veya irtibat kurduğu kişilerin detayların hiçbirini yazmama izin vermedi.

Yazık, çok yazık.

Robaggio dedi ki...

teşekkürler adsız arkadaş..
ne yaptığını ve ne yapabileceğini çok iyi bildikleri K.Çubuklu gibi bir adamı bile yollayan yönetimin böyle bir teklifi alaycı bir şekilde geri çevirmiş olması bana gayet doğal geliyor artık..bence ne iş yaptıklarını bile anlamamışlardır zaten gelişmek gibi bir düşünceleri de yok..sözde kurumsallaşma yolunda adımlar atılacaktı, yaptıkları tek şey store niyetine bir tır doldurup pazarcılık yapmak oldu..
artık konuşmak bile gereksiz geliyor, onlar gidinceye kadar gerileme dönemi devam edecek galiba..

Related Posts with Thumbnails